Ağustos 25, 2011

En sevdiğin şarkı çalışyormuş sanki sen bunu okurken.

Heycansızım. Garip.

Hayatımın kararını verdiğim sanılıyor. Ama ben henüz vermedim. İşler yeterince karmaşık kafamda. Ne yapılması gerektiğini adım adım biliyorum halbuki. Ne, ne zaman yapılır, neyi neyden sonra yapmalı, ne yaparken diğerini yapmak için adım atılmalı... Her şey net beynimde, parmaklarımda, aldığım notlarda. Numaralandırılmış hatta. Sırasıyla yapacaksın! Bu kadar basit.

Hayır efendim, bayramda yurt dışına çıkmıyorum. Hatta bayramda burdayım evet. Neden sürekli gösterip vermiyorsun? Benimle oynayacak bir sen kalmıştın.

Konu bu değil. Ani bir yorum yapma isteğiydi bu. Afedersin beynim.

Kendimi bildim bileli istediğim şey, oluyor! Büyüsü kaybolcak mı biliyorum henüz, tahmin ediyorum bu büyü kolay kolay bozulmaz. Diğer isteklerime benzemiyor bu. Bu nasıl bir şey biliyor musun, bulutların üzerinde olmak gibi. Güneşin batışını yeryüzüne karaltı bıraktığı yerlere bakarak izlemek gibi. En uzun nehirlerin nerden başlayıp nerde bittiklerini takip edip görebilmek gibi. Denizlerin üzerinden geçerken aşağı tükürme isteği, ya da sağ tarafından zıt yönde arkasından bembeyaz krem şanti bırakan bir uçağı boynunun döndüğü ölçüde izleyebilmek gibi. Hayat gibi. Mutluluk gibi. Özgürlük gibi. Burak gibi. Ben gibi.

Bu benim!

Uçucam ben.

En yükseğe.

Ağustos 01, 2011

Bugün evden sabah kahvaltısı için simit almaya ve akşam üzeri yavaştan aldığım saçma kilolardan kurtulma çabasıyla koşuya çıktım. Koşu bir saat onbeş dakka olsa, simitçinin de kapımın önünde olduğunu düşünürsek koca bir günün sadece 1,5 saatini dışarda geçirdim.

Balkona bile çıkmadım hava o kadar sıcak.

Üzerimde sadece boxerım vardı tüm gün, takdir edersiniz ki dışarda uygun bir şeyler giydim- en azından giyindiğimi düşünüyorum, giyinmediysem hoş olmuş. 

İki simit, biraz krem peynir, 3-4 zeytin, bi tabak makarna, 3 köfte yedim, azıcık da yoğurt koydum. Yaklaşık 2 litre su içtim, yarım şişe kola içtim kolama 4 küp buz koydum. Az önce de 3 kaşık dondurma yedim.

Hala boxerlayım.

Balkonun kapısı açık, perde bir içeri bir dışarı hareket ediyor. Cırcır böceklerinin dinlersen sinir bozan sesi şu an beni dinlemeye zorluyor.

Neler yaptım ben bugün diye düşündüm az önce. Sonra buraya yazarak ortaya çıkarmaya karar verdim yanımda duran küçük defterdense. Kendim için yaptığım ilk şey, yemek yedim, bir şeyler içtim. Güzel. Formula 1 seyrettim. Tuttuğum takım ve pilotlar göreceli olarak iyi yer aldılar, yarış beni tatmin etti. Güzel. Koştum. Güzel. Yapıp yapıştırmadığım iki tane puzzleımı yapıştırdım. Güzel.

Şimdi ne yapıyorum... Yaklaşık iki saattir zap yapıyorum. Atv de takıldım. Sinema yarışmasına denk geldim. İkinci kez izliyorum, geçen hafta da yine "yoğunluğumun" arasıda denk gelmiştim. O bölümünde olan olaylardan bir benzeri daha oldu bu bölümde. Bir filmi çok beğendiler, okumuş/hala okuyor olan eli yüzü düzgün bir yönetmen var. Cümleleri güzel kurup ne yaptığını ne yapmak istediğini güzelce anlatıyor. Sorarlarsa anlatıyor ama. gereksiz yere konuşma yok. İşte bu yüzden jüri iş teklif ediyor hemen. Ne kadar istiyorsun diye soruyor jüri, 7500-10000 arası bol sıfırlı bir istek geliyor. El sıkışılıyor.

Ve ben kendi kendimi yiyorum.

İnsanlar istediklerini hiç çekinmeden, kendilerinden emin dillendiriyorlar. Kafaları dik. O da öğrenci, ben de. O eğlendiği işi yaparak bir yarışmaya katılıyor ve hayatının bundan sonrasını bu işle uğraşarak geçirmeyi istediğini söylüyor ve o an işi bağlanıyor. Yakışıklı da/güzel de. İki oldu bu. İki farklı hafta, iki farklı insan, iki aynı iş.

Kendimle mi kıyasladım? Evet. Güzel mi? Güzel. Elime ne geçti? Sinir. Güzel. Bir o eksik.
İşte diyorum ki, koca gün mal gibi oturacağıma bir baltaya sap olmamın zamanı geldi.

Neyse. Ben boxerla oturmaya devam.