Nisan 19, 2011

Milyonlarca kelime, milyonlarca rakam dolanıyor etrafımda. Biri gözümün önünden geçmeden, bir diğeri giriyor görüş açıma, hatta bir kaçı, binlercesi. Aniden. Hızla.

Şimdi buraya yazacak olduklarım da netleşmiyor işte bu yüzden. Sayılarla, denklemlerle anlatmam lazım belki de. Bir sonucu olduğunu bilsem keşke. O zaman denklemi çözüp ulaşabilirim sonuçlarına. Değerler çıkar ortaya, netleşir bir şeyler.

Mutlu olmak benim elimde. Unutmuşum.

Nisan 14, 2011

Hava o kadar kapalı ki. Fırtına üzerime üzerime esiyor sanki. Mükemmel. Ağır, koyu gri bir takım elbise, takımın içinde bembeyaz gömlek ama ceketten önce yine koyu gri bir yelek, yuvarlak burunlu, düz taban bir ayakkabı giymiş, elinde simsiyah çantası kafasında klasik ama modaya uygun fötr şapkası, boynunda fransız tarz siyah atkısıyla, kaşları çatık yürüyor sanki. Bugün hava erkek. Bugün hava sert. Ağır. Yoğun ve...Aşık.

Hava beni çarptı. Kendi cool(!)luğumu bıraktım bir kenara, onu izledim, izliyorum. Bazen nefes bile almadan. Hayranlık duyarak.

Yağmur damlaları düşmeye başlıyor, farklı açılarla ve farklı hızlarla. Kiminin çapı küçük kimi sanki bir koca kova.

Ben yine bıraktım kendimi. Yine güçsüzlüğüme yenildim. Gücüm güçsüzlüğüme karşı güçsüz yine. Yine özledim. Aniden. Bir anda. Pat diye.

Unutmak yok. Unutmuşluk yok. Unuttum yok. Unutmayacağım işte var. Israr var istek var yine. Yine var, hep vardı, hep varmış hep olacak hep olacakmış. Yapacak bir şey yok.

Ya sanatçılar yavaş, seni alıp başka yerelere götüren, benim söylediğim cümlelerin aynınsını kullanarak, denize karşı oturmuş biralarını içerken sevdiklerini düşünerek ve gözleri dolup o tek damla düşerken yazmayacaklar şarkılarını, ya da ben artık müzik de dinlemeyeceğim, hava yağmurlu olduğunda dışarı da çıkmayacağım hatta pencerenin önünde de oturmayacağım.

Hangisi olmayacak. Hiç biri. O zaman ben de unutmayacağım...

Nisan 01, 2011

Kral çıplak, kimse gıkını çıkartmıyor.