Kasım 23, 2009

Aldığım nefesin önemi artıyor gün geçtikçe. Baktığım yerler bir kat daha ekleniyor beynimin derinlerine, kurduğum cümle sayısı, tanıştıklarım, hayatlarında iz bıraktıklarım ya da bırakmaya çalıştıklarım artıyor... En kötüsü benim hayatımda kalan izlerin yerleşik hayatlarını sürdürüyor olması, mülteci olarak girdikleri yerde uzun süre kaldıkları için hak kazandıkları nooturma izinlerini almak üzereler. Geçer bekle, zaman da geçiyor. Büyüyüp olgunlaşacağız daha.
Büyüyeceğim. Çok daha fazla büyüyeceğim. Bir anda olmayacak, ekran kararıp tekrar aydınlandığında saçlarımın rengi değişmeyecek. Zaman oyununu oynayacak herkesle oynadığı gibi benle de. Ama ben de onunla iyi vakit geçirmeyi öğrenmiş olacağım bir süre sonra. Belki de alışmış olacağım ona, ne cevap vereceğini düşünmeden sorular sormaya çalışacağım. İnsan kimliği yükleyeceğim belkide, belki de yüzüne bile bakmadığım bir insana benzetip iteceğim onu, bu zamana kadar hiç bir insana yapmamış da olsam ona yapacağım. Bunu kendisi, zaman gösterecek, biz de hepbirlikte seyredeceğiz.
Bundan 10 yıl sonrasını ya da o çok, 5 ya da 2 yıl sonrasını düşünebiliyor musun? Hayır. Şimdi akşam, gece, sabah çok yakın ama onu da düşünemiyorsun, ben düşünemiyorum en azından, belki sen düşünüyorsun. Hayal ediyor olabilirisin, güzellikler dilemiş, kendini gülerken görüyor olabilirisin. Ne güzel. Ben de yapmak istiyorum.
Kulağımda çalan müziği
aklımda dolaşan cümleleri
önceden duyduklarım ve şimdi aklımdan geçenlerle birleştirip
bir şeyler yazabilmeyi,
onları sesli okuyabilmeyi
ve kendimi kutlayabilmeyi
nice seneler dileyip
öpebilmeyi
ben olduğum için beni
beni ben yaptıkları için ailemi ve dostlarımı sevdiğimi her dilde söyleyebilmeyi
isterdim!
Bu insan 22 yıl 1 saat 4 dakika 4 saniyedir nefes alıyor.

Kasım 18, 2009

Bakabildiğin kadar uzağa,
dalabildiğin kadar derine,
bak bakalım ben oralarda mıyım?
Umarım bulamazsın beni...
Yanıbaşında olmak istiyorum!

Kasım 16, 2009

Her yerde sana rastlıyorum,
Hayaline.
Geçenlerde Pandoranın Kutusunu açtım,
Ordan bile sen çıktın.
Evet yazar, belki o kitabını yanıma almadım bu yolculuğa çıkarken ama elimdekiler bitince bir yerlerden bulacağım, söz. Şimdi trendeyim. Kafamı pencereye yaslamış dışarıyı izliyorum. Kasımın tam ortasında ve epeyce kuzeyde olmama rağmen güneş pırıl pırıl parlıyor yazar. Havada tek bulut yok, ufuk çizigisi çok uzaktaki dağlarla kesiliyor. Dağların eteklerinde onlarca yeldeğirmeni var. Dönüyorlar bilinçsizce. Manzara harika. Aslında farkediyorum ki dağlar gerçekten çok uzak. Orman ve tarlalar var etrafta. İşte şimdi daha yakından görebiliyorum yeldeğirmenlerini. Hala dönüyorlar. Hızlılar. Yakalamak istedikleri bir şeyler olabilir. Hayatı yakalamayı deniyor olabilirler mesela ama oldukları yerden bunu becerebilceklerini sanmıyorum pek. Ben sürekli bir yerlere giderek, bir şeyler yaparak yakalamaya çalışıyorum ama başarıyor muyum bilmiyorum. Bana yetiyor ama hayat memnun mu onu da bilmiyorum. Bilmediğim ne kadar çok şey var değil mi, evet evet öyle.

Kasım 12, 2009

Alıştım düşünmeye, aklıma geldiğinde içimi çekip, düzgün cümleler kurmaya çalışmaya, sesim titrediğinde öksürüyor taklidi yapıp cümleyi toparlama çabalarıma... Alıştım artık, zorluk çekmiyorum.
Alıştım düşünmeye, sadece düşüp düşünürken uyuya kalmaya.

Roman olmuşuz artık, herkesin okuduğu, okurken ağladığı ve susamadığı... Göz pınarlarının kuruduğu, bir sürü dile çevrilmiş, filmi çekilmiş, rekorlar kırmış bir roman... Farkında değiliz, hem kendimizin hem birbirimizin. Evet bir zamanlar "-dık"!! Belki o bile muamma, inanmak istemediğim şekilde..
Nerde olduğunu bilmemek bile ne kadar yakıyor canımı. Ama düşünüyorum, var olduğumu ispatlama sırası bende. Tüm dünya Mecnun'u değil beni konuşacak bu sefer, ama sana ihtiyacım var.

Sadece gel de yeter...

Kasım 07, 2009

Eğer dağların hemen yanındaysan, kafanı kaldırdığında gökyüzü yerine dağın zirvesini görüyorsan, etrafında renkli ağaçlar, yürüdüğün daracık sokakta birsürü renkli tabela varsa, sokakta yürürken birden kendini bir İrish kafede buluyorsan ve elinde biranı yukarılara kaldırıp bir kaç saniye bekliyorsan, baktığın dağın zirvesine doğru renk kahverengi ya da yeşilden beyaza dönüyorsa ve güneş bulutların arkasından kendini gösteriyorsa, kafanı bir şeye taksan da başarılı olamazsın, başaramazsın asık suratla dolaşmayı, başarma da zaten...
Nehirler her yerde beni çekiyor. Kendimi huzurlu akıntısına bırakıyorum, fiziksel olarak herkes beni görebiliyor, ama ruhum orda değil o an. Akıyorum azgın sularla. Havanın ara ara vurduğu soğukluğu kendime gelmeme yardımcı oluyor, irkiliyorum. İnsanlarla konuştuğum konular beni istediğim yönde tatmin etmiyor belki ama deşarj oluyorum, sadece anlık karar verip ona göre hareket ediyorum, zaman çok hızlı geçiyor, ben de hızla yol almak istiyorum. Zamanın en iyi arkadaşı olmak, onun torpilinden yararlanmak istiyorum, bilmiyorum, herkes saatini geri alırken ben almasam da yetebilir belki. Ne yazıyorum, ne okuyorsun değil mi... Bilmiyorum. Bilmeyeceğim ve sen de öğrenemeyeceksin. Belki tahmin edersin kapatınca, ama bence beni anlamaya çalışma, ben geçtim artık anlaşılma eşiğinden...

Kasım 02, 2009

Kayıyorum ben yine derinlere... Ormana girdim, ucu bucağı görünmüyor. Ortasında göl olduğunu söylediler, onu bulmam lazım. Kendimi soğuk sulara bırakıp sessizliği dinleyeceğim. Beni donmak üzereyken bulmaya gelir misin? Küçük bir klübe olmalı o gölün kenarında, illaki şömine de vardır içinde. Ben odun toplarım, sonra otururz başına konuşuruz, anlatcak çok şey var, odunlar çıtırdayarak eşlik eder eminim. Uykuya daldığında hiç kıpırdamam merak etme, boynunu düzeltip kitabımın sayfalarını karıştırırm. Belki bir şeyler yazarım. Mesela konşma sırasında söylediğin ve benim çok beğendiğim cümleleri. Kurduğumuz hayalleri. Geleceğimizi. Var mı geleceğimiz? Buna inanmalı mıyım? Kendimi kaybettim, elimi tutsan da kendine çektiğin ben olmayabilirim, boşver bence. Çok acı ama başka bir hayata artık, kısmetse...