Temmuz 28, 2008

Akordeon

Akordeon, arjantin tango, Yann Tiersen... Aslına bakarsanız bana çok da uzak olmayan şeyler bunlar. Ya da şöyle diyim; Yann Tiersen burada da dikkat ettiyseniz bir kaç kez müziğini sizinle paylaştığım, Amelie'nin film müziklerini yapan, fransız, multi-enstrümantalist bir müzisyen. Genelde eserlerinde piyano, keman ve ailesi, gitar ve akordeon kullanır. Ben bu adamı uzun zamandır dinliyorum, uzun zamandır müzikleriyle dalıyorum düşüncelere ve burada akordeon var. Bir diğer taraftan, arjantin tango... Bu yaz okulu değişikliklere vesile... Arjantin tango dersi aldım bir kur. Mükemmel asil, erkeğin dominantlığıyla sürüp giden, bana da çok uyduğunu eğitmenler tarafından duyduğum bir dans ki ben de hissetmiştim zaten. Sonradan öğreniyorum ki, bu dansın da en güzelleri akordeon ile yapılıyormuş zamanında, eskli topraklar birbirlerine olan bağını anlatmak için daha da yaklaştıkları sırada birbirlerine, akordeon sesleri beslermiş aşklarını...


Ve bugün...

İki gündür mükemmel akordeon sesleri içinde geçiyor bu saatlerde 15-20 dakikam. Sanıyorum ki bizim apartmanda oturan gençlerden bir tanesi ders alıyor ya da veriyor, çalışırken camı açık, biz de kısmetleniyoruz... Ama olay bundan biraz farklıymış... Babamın Boşnak olduklarını düşündüğü karı-koca sokağımıza geliyorlar ve çalıp para kazanıyorlarmış.. Hem de bizim apartmanın önünde... Çok güzel melodiler duyuyorum. Maymun iştahlılığım tutuyor aniden ve hemen araştırmaya koyuluyorum internetten...

Aranacak kelime: akordeon, akordiyon, akerdedon deon deon deon....

Vespa!!!

Ne güzel bir şeysin sen yahu! Param olsa varya.. İzni de kopardım - e para olmayınca izin almak da kolay oluyor tabi, Türkiye'den olmadı gideceğim Italya'dan alacağım valla, o kadar güzel ki içim gidiyor bakarken... :)

Temmuz 27, 2008

Ada...

Her yanımın masmavi sularla çevrili olduğu, güneşin iliklerimi ısıttığı, aklımı alıp düşüncelerden uzaklaştıran rüzgarlarla iç içe, sadece kendimle ya da sorgulamadan yaşayabileceklerimle kalabileceğim bir ada istiyorum. Adı önemli değil. Sözlükteki anlamını yerine getirsin yeter.

Bir fil olsun. Üstüne bineyim gezdirsin beni. Hafızası çok geniştir onların ta eskilerde çok eskilerde gördüklerini yaşadıklarını anlatsın bana. Çok uzun zaman geçti ama unutmadım desin. İyiki senin hafızan da benimki kadar yoğun değil iyiki sen benim kadar çok şey hatırlamıyorsun desin. Ama bilemesin ki neler hatırlıyorum. Neler var beynimin derinliklerinde, bilincimin en altlarında...

Deniz uçağına bineyim sonra. Beni alsın şehrin içinden götürsün en ortadaki adaya. Mavinin en beğendiğim tonunda bıraksın beni, dilediğim kadar yüzeyim. Karayım zaten iyice kararayım. O renk tonlarının ahengi içerisinde bir ben aykırı kalayım. Deniz hayvanları gelsin teker teker, onlarla tanışayım. Bir fabl olsun etraf aniden, onlarla konuşayım...

Sevgilim yanımda olsun, elimi hiç bırakmasın. Hiç gitmesin yanımdan, yatalım güneşin sıcacık ettiği kumlarda, güneşin batışını, o kıpkırmızı halini alışını seyredelim.. Arkadasından yükselsin ay iyiden iyiye. Biz oracıkta uyuya kalalım. Yengeçler üstümüzde sevişsin ama bizi uyandırmasın, sabah kalkalım o sevginin bize de bulaştırdığı mutlulukla öpelim birbirimizi, tertemiz deniz kollarını açsın bize...

Kuşlar uçsun etrafta, kimin sesi en güzel diye sorarcasına.. Papağanlar gelsin renk renk... Yeşilin tonlarını sayıp her seferinde yedi taneden fazla çıkartayım ve güleyim bilim adamlarına, peh yedi taneymiş baksana milyonlarca diyim.

snorkelim nefes almama yardım ede dursun ben alttaki küçük balıklarla sohbetime döneyim. Anlatsınlar nerden gelip nereye giderler, davet edeyim bizim denizlerimize sonra hemen kararımdan cayıp orasının onlar için tehlikeli sular olduğunu söyleyim. Gelmeyin küçük balıklar burası çok kötü. Ben oraya geliyim orda tanışalım...

Bari sadece rüya oluverse...

Kolipsya..

-Boşvermişim boşvermişim boşvermişim dünyaya
Ağlamak istemiyorsan sen de boşver dünyaya...

- Neşe, keder hepsi geçer
Bize kar kalan, nedir bu dünyadan

- Aman efendim ayrılık ölümden beter
Canım efendim yeter bu hasretlik yeter
Aman efendim bana bir merhaba gönder
Canım efendim, canım efendim

Temmuz 22, 2008

Şevkiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiim geeel yemek hazır...!

dzzzztt...dzz. dzzz-zz-tt.dzzzzzzzzt... phhhhuhuhuhhhhööhhfffppfffhh...


tam olarak koordinatlarını veremeyebilirim ama sırtımın oralarda bir yerlerde küçük bir kapak olacaktı... onun içindeki kırmızı kabloyu keser misin?

Ayağı kırılan ata ne yaparlar biliyor musunuz...? Bir insanın gururu ya da isteği, şevki atın ayağına benzer...

Temmuz 21, 2008

Holography

Saçmalıklar silsilesi... Bu insanların gözünü cidden para bürümüş. İnsan bir topluluğa konuşurken nasıl olabilir de ilk hedefimiz "para kazanmak" diyebilir, üstelik bilim okuyan bir topluluğa... Hayret-i mucize...! Adam geçmiş karşımıza ahkam kesiyor. Tamam illaki para kazanacasın/kazanacağız da bu kadar da at gözlükleriyle olmaz ki bu iş. Gerçekten artık insanlar ne yapacaklarını şaşırmış, olur olmaz şeyler söyleyip olur olmaz hayaller kurar olmuşlar.

Ben kalkıp gideceğim, fikirlerimi aklımdaki tasarımları ya da proje taslaklarını anlatacağımm, üstüne çalışma yapılacak ve beğenilirse hayata geçirilecek ve "bilmem ne"şirketi adına proje hayat bulacak. Hadi ya! Akıllı sandın sanırım sen kendini... İlerde şirket bile kurabilirmişiz. Ya allah aşkına bir çekil git, monopoli mi oynuyoruz ya...

Zaten aklım bulanık, önümde buğulu cam, diğer tarafını göremiyorum. Bir de böyle biriş çıktı karşıma, belki düzelirim diye gideyim dedim ama olacak gibi değil. Bir de bu darbe vurursa bana bu sefer kendime gelemem heralde. Hiç gerek yok bence... Kendi yağımda kavrulurum ben.. Hayat basit. Nefes al, ver...

İnşaat Mühendisliği

Çoğunuz ya da sanırım hepiniz ( yani benim bilmediğim okuyucular varsa diye diyorum) benim idealimin uçak mühendisliği oduğunu biliyorsunuz. Belki bir kaçınız da yapıların güzelliği ve ihtişamından kaynaklı inşaat sektörüne de ilgimi biliyordur ki bu ilgi az daha beni İTÜ ye sürükleyecekti ancak günümüz Türkiyesinde bu şartlar altında açıkçası diğer mesleklerde olduğu gibi inşaat sektöründe de dost ahbab ilişkileri ön plana çıkmakta. Bir ihale nedense başımızdaki insanların yandaşları ya da akrabaları tarafından kazanılmakta, ne hikmetse adamlar Türkiyenin sanki en mümekkel inşaat mühendisi olmuşlar hepbirlikte. Bu şartları göz önünde bulundurduğumda ve yıl başına mezun veren inşaat mühendisliği sayılarına baktığımda beni geri iten faktörler sıralanmıştı artarda ve sonra da vazgeçmiştim. Aslında Discovey Channel da ya da National Geographic Channel da "Uçak kazası raporu" ya da Airbus/ Boeing araştırma belgeselleri hariç izlediğim en sevdiğim programın "Mega Yapılar" olduğunu bilir miydiniz bilmiyorum. Şimdi bunları neden söylediğime gelelim... Sıkıntıdan aylak aylak internette sörf yaparken şans eseri tasarım halinde olan yapıların bulunduğu bir video gözüme ilişti. Adamlar hareket edebilen gökdelenler yapmayı planlıyorlar. Yani ev alırken artık kuzey cephe mi yoksa güney cephe mi kırk saat soruşturmak zorunda kalmayacağız ilerde. Daire kat kat istediği zaman ayrı ayrı dönebiliyor. Şimdi dikdörtgen plazmalardan oluşmuş ve üst ütste konmuş kutucuklar düşünün, bir bütün halinde görünselerde aslında birbirlerinden bağımsız hareket edebiliyorlar, ya da şöyle söyleyim, hani kare küp pazıllar vardı ya eskiden böyle her bir yüzü farklı renkte olurdu ve karıştırıp renkleri aynı yapabilmek için sürekli döndürdük, aynı o mantıkta gökdelenler... Bu yapıların tasarımını yapamazdım belki o kadar mimari becerim yok ancak mühendislik işinde yenilikler katmayı isterdim elbet. Şimdi şimdi yeni şeyler görünce bazen baya hoşuma giderek izliyorum, bazense pöff bunu daha yapamazlar ki heveslendirmesinler diye kızarken birden yapılma aşamasında olduğunu anlayıp salak salak sözlerimi geri alarak hayıflanıyorum. Sektörler birbirinden pek de farklı gibi görünse de Uçak Mühendisliği de bir nevi İnşaat Mühendisliği zaten bence.. Keşke gerçekten yapabilirliğimin seviyesi gün geçtikçe sıradanlaşmasa da gelişerek beni büyüsüyle etkilerken, başımın dairesel dönüş hızının kuvvetiyle yolda yürümekte zorlandırsa hatta yere düşürse... Mühendislik beni tatmin eder mi bilinmez, belki de bilimin içine girmeye başladığım için öyle geliyordur, belki de ben de diğerleri gibi mühendislikte okusam fizik dersini üçüncüye ya da dördüncüye alıyor olacaktım... Hiç bir şey net değil hayatta, hiç bir şey de mümkünatsız değil. Koca insan hayatında bir kaç yılın çok önemli olmayacağını düşünen insanlardanım ben de eğer öyle olacağı gerçekten inandırıcıysa tabi...

Sıkıntı Bey Kardeşim Nasılsın?

Burası hiç bana göre değil bunu kesinlikle söyleyebilirim. Bir kere burada araştırma yok. Sadece ayarlama, düzenleme, organizasyon ve rutin ofis işleri. Yok, bana göre cidden değil. Öğrenci olmasam ve gelecekte görebileceklerimi şimdiden görüp kendimi alıştırmak istemesem buraya sadece arkadaşlarımı ziyarete gelirdim herhalde. Ne bileyim, staj benim bakış açımı çok değiştirdi hayata ve geleceğe. Tam olarak ne istediğime karar verebilmeme yardımcı oldu, lakin hala karar verebilmiş de değilim, bu uranyumdan daha kararsız halimle... Ama karar verdiğim bir şey var ki o da araştırma ve bilimle iç içe olmak istediğim. Ülkemiz şartlarında bu pek mümkün olmasa da yapılabilen en geniş araştırma çerçevesinde ufakcık bir çivi bile olsam mutlu olabilirim heralde... Geleceğin korkusu insanlar üzerinden bir türlü kalkmıyor elbette. Bunu görüp, bu yüzden hayatım boyunca gelcekten korkan bir insan olacağımı göz önünde bulundurursam, aslında pek de gereksiz bi aktivite olduğunu görmüş olmam lazım. Büyüdüm, iş sahibi oldum, sonra evlilik, sonra çocuk sonra bu şimdiye kadar yaşadıklarımı baş rol oyucusu değil de yardımcı erkek oyuncu yani baba olarak yaşamam gerekecek ki bu da hayattan sürekli hatta daha da artan bi grafikle korkmam anlamına geliyor. Teknoloji geliştikçe hayatın karmaşası azalacağına, stratejik çatışmalar ve kontrol gücü gelişmiş oluyor. İnsanların insanlara üstünlük sağlamasını geçtim, artık yakın gelecekte kendimizi robotlara emanet edeceğiz ki şimdiden de başladı en azından cerahi operasyonlarda mesela.. Bir robotun beni yönettiği, ülkemin başında bana başbakanlık yaptığı düşüncesi şu an beni gülümsetsede, olabilmesi durumu tedirgin etmiyor da değil. Hoş şimdikilerinin yerinde günde üç öğün yağlanması zorunlu bir robot başkan isteyeceğim su götürmez. Hayatın insanları elinde oyun hamuru gibi oynattığı dünyamızın heybeti, aslına bakarsanız 1,000,000 ışık yılı uzaktan ya da daha da küçültürsek sadece 1,000 ışık yılı uzaktan bile görünmemekte. Sadece bu dünya kendini bir bok zannede dursun yanına bi Uranüs gelince altına kaçırması içten bile değil. Kendini dev olarak gören bu dörtte üçü sularla kaplı, sulak kürenin yüzeyinde, yuvarlanan topun yüzeyine yapışan hamam böceği ya da karınca sürüleri olarak biz, pek de bir seçim yapamıyoruz herhalde. Elimde bulundurduklarım, sahip olduklarım ya da olabilcekelerim beni mutlu etmediğinden değil bu söylediklerim. Gayet huzurlu ve doyumlu yaşıyorum ama merak da etmiyor değilim. Dünyanın varlıklarını sınırsız harcama yetisine sahip insanlar hiç mi sıkıntıya düşmüyor, hiç mi ağlamıyorlar. E illaki ağlıyorlar dediğinizi duyar gibiyim o zaman neden diğer tarafta insanlar yemek bulamadıkları için ağlarken, bu taraftakiler hediye gelen elmasın katarının azlığından şikayet ediyor? Anlamadığım bir nokta da şu ki, müslüman bir ülkeyiz ve dinimiz gereği yardımı seviyoruz elbette. Ama araplar da müslüman değil mi, buraya kadar tamam. Adam yemeğini bile altın kasede yerken yanı başında hemen Sudanda insanlar -ki onlar da dindaşları- açlıktan ölüyorlar. Ama o kralın eşi kapalı ve cennete gidecekler. Bakar mısınız kritere.. Böyle sığ bir düşünceye ben de vakıf olabilsem keşke. Hah! Bu toprak parçaları kocaman bir depremi gerçekten hakediyor aslında ama yine en mağdurlar yine mağdur oluyor. Kötü amaçlarım yok, ya da beddualarım. Aklımdan geçtiler, döküldüler. Sıkıntı insanın ağzını kapamaz çoğu zaman, daha çok açıp konuştukça daha çok sıkılmasına neden olur, veba gibi git gide büyür...
yok yok tamam sustum.. ağlamıyorum.. hem zaten gözlerimi çıkarmıştım... içim daralmıştı geçti hemen. mutluyum ben. valla... sorun yok. çok merak etmiştik dediğinizi duyar gibiyim.. ehhehehehe kulahım kafamda değil.. neyse gelin güvey işine döndürmeden ve kararımdan caymadan huzurlarınızdan çekiliyorum efemm.. müzik dinleyin de ruhunuz doysun...!

Temmuz 20, 2008

Burak Ağlıyor...

Varya her şeyden soğuttunuz beni be! Her yaptığımdan süphe duydurdunuz. Sıktınız beni artık be! yeter ya, yeter! Nefret ediyorum artık. Sevmiyorum sizi. Bunu bu kadar açıkça söyletiyorsunuz ya ayıp size, ayıp! Gidin ya etrafımdan. Ben gidemiyorsam siz bırakıp gidin beni, gidin konuşmayın. Bunları diyorsam da ihtiyacım yok demektir. Anlayın ve gidin.

Bu kadar da olmaz ki canım. Bu kadar da insana yüklenilmez ki. Anlasana dalga geçeceğine ya. Anlasana o kadar yanımda durduni dertlerimi üzüntülerimi sıkıntılarımı mutluluğumu paylaştın anlasana be beni. Denizde gözünün dibinde boğuluyorum uzatcağına elini sırtını dönüyosun be! Defolup gittiğimde sakın tek ses çıkartma sakın en ufak tepki gösterme. Şimdi nasıl yaşıyosan öyle devam et.

Tırnağın etten ayrılamayacağını ya da en azından ne kadar acı vereceğini hepimiz biliyoruz değil mi.. Göze aldım her şeyi, mesuliyet bana ait, sana düşen sadece gitmek. Beni yalnız bırak ve git. Ya da peki sen dur olduğun yerde, ben giderim. Aslında bu benim işime daha çok gelir.

İnsanın içi böyle balonun içinceki havayı hüp diye kendi içine çektiğinizde balonun büzüşmesi gibi büzülüyormuş demek ki... Doğada her şeyin bir yansımasını bulabildiğimizi biliyordum, demekki sadece ses olarak algılamamak gerekiyormuş. Ama benim doğada bir yansımam yok, cünkü ben yokum. Artık zaman aktığı, ve beni sıktığı sürece kendi kendime, sadece fotosentezin insana uyarlanmış halini bana yetecek kadar yapıp, bakarım keyfime.. Elleşmeyin bence. Üzülmek istemiyorum. Ben dönerim elbet size, o vakit siz de düşünürsünüz; "e bu bana geri döndü, salak, nerden biliyor ki ben onu bekliyordum".. O zaman alırım ağzımın payını ya da herneyiyse devam ederim yoluma... Ak haydi heybetli zaman.. Ne geliyorsa bu dünyaya senin yüzünden zaten.. Dönyorsun, kendini tekrar ediyorsun sürekli hallaç pamuğu gibi ama ben senin oyuncağın olmayacağım. Oyuncak zaman geçirdiğin ve değer verdiğin şey değil midir? Kölenim, dilediğini yap...

Ve son perde.. Pofff.. Çanaktan dumanlar çıkar ve Burak dumanlar yok olmadan çoktan yok olmaya yüz tutmuş dumanın içinde kaybolmuştur. Kalabalık şaşar ama sonra takmaz. Gün gelince, tekrar seneler döndüğünde belki dumandan kurtulup çanağa girmeyenler yağdırır yağmuru, ıslanır yeryüzü. Hatta haber verir Burak ağlıyor...
ya gerçekten ben de hiç bir şey olamazsam, yani, hiç bir şey!...?

Temmuz 19, 2008

Senin ağlamanın ne demek olduğunu bildiğine gerçekten inanmıyorum. Sen ağlamayı sadece fiziksel sanıp karşındakini aşağılayan, sadece kendi döktüğün gözyaşının tadının tuzlu olduğunu sanan ve sadece senin ağlaman için bir kaç omuza sahip olduğunu zanneden birisin. Biliyor musun artık gözlerimi çıkardım ben. Hem görmeyim seni, hem de ağlamayayım diye. Artık ağlamak yok! Ne fiziksel, ne düşünsel, ne evrensel, ne küresel, ne kübik, ne eliptik!
Sanırım bu sefer cidden ellerimin arasından kayıp gitti... :|

Temmuz 18, 2008

Kendi kendine açıldı ben bir şey yapmadım...

Temmuz 16, 2008

Kıçı tutuşmuş çöpten adamcık! Ne koşuyosun oradan oraya, nedir derdin söylesene. Hem belki aynıdır benimkiyle. Belki sen benim yıllar önce kaybettiğim küçük uçağımın pilotu çöp adamcıksındır. Hem belki beni seversin ve uçağıma binersin. Ne dersin?
Bence ben dünyayı kurtarabilirim!

Temmuz 15, 2008

Şimdi hAngi filmİ izlemenin zamABiLiyor muSuNuz...T?
Bir insan stadyumla arkadaş olabilir mi? Oluyormuş. Bana kaç zamandır arkadaşlık ediyor. Kendince beni eğlendirmeye çalışıyor şarkılar söylüyor, ilhamlar yolluyor, huzur veriyor... Düşüncelerimi bile değiştiriyor. Anımın tadını alabiliyorum. Benden bir kaç tane daha var etrafta. Birbirine küs ama konuşmak için can atan, aynı zamanda da kendini küçültmeyi göze alamayan arkadaşlar gibi herbirimiz bir köşede kendimizleyiz...

Peri gelip kapımı çaldığında uyuyor olmamak için zamanı iyi değerlendirip ona gereken misafirperverliği göstermeliyim... !

Temmuz 13, 2008

içkiliyken gülebiliyorum oley..!
Yine mi sen! Kapat şu ekranı, çekil git!
The WaR staRts aGAiN!

Temmuz 12, 2008

Yeterince içiniz karardı mı...? Hayır mı? O zaman bana yaklaşıyosunuz demektir...

Temmuz 11, 2008

yeni insan yehhu...!

lazımdı.. güzel oldu..

Temmuz 09, 2008

asıl enkaz içimde

salaklıklardan arta kalan

gel de topla

akut var mı buralarda
Keşke Quantum yasalarını şu an gerçekleştirebiliyor olsaydım. Belki, sinirden sıktığım parmaklarımın - çıplak gözle olmasa bile bir thermal le net bir şekilde görülebileceği enerjiyi gösterebilirdim. Anlarmıydın bilmiyorum ama bu kafayla ne dediğimi...

Salak! aheehuhahhe...
ha kar ha kum ne fark eder değil mi, ikisinde de basınca iz çıkar.. yok işte farkeder bal gibi, biri içini ısıtır diğeri dondurur. bu da böyle -196 azot!
haklıyım! en başında da haklıydım, en sonunda da. bilinen şeyler çok koymaz ama salaklıklar kodu mu oturtur. ufacıksın, küçük ne kelime...!
oysa ben geleceğe hazrlanıyordum, zaman beni yavaş yavaş şekillendirmeye başlamıştı bile. gün gelip oluştuğum şeklin altında yaratıcısının "zaman" olduğu yazılı bir sergide beni ve diğerlerini görmeye gelen ziyaretçilere bakıp bakıp küfretmek ya da küfür dilenmek en ilgi çekicisiydi..

" ağzıma sıçar mısınız? "
Kimi zaman yaptığım saçma sapan ve karşı koyamadığım bazı iddalaşmalarımdan artık nefret etmeye ve ne şekilde olursa olsun bir daha yapmamak için elimden geleni yapmaya karar verdim ki bu karar bundan önce birçok kez daha yinelenmişti. Ama bu sefer öyle olmaması için elimden geleni yapma niyetinde ve azmindeyim. Zamanın bu aralar sadece beni yıpratmak için aktığını ve bundan sonrasının benim için azcık da ola daha da zorlanacağını özümsemem de pek göz ardı edilebilecek cinsten değil. İnsan yatağından bu gün mükemmel geçecek diye kalktığında sonrasında gelişen olaylar o yataktan kalkmaması gerektiğini düşündürse de elbet o yatak tekrar yapılmak için bozulacak. Bu bilinçlilikle bile, artık ve bundan sonra binbir kez olsa da yinelenecek olan bu lafları söylemeyeceğime kendime garanti edemiyorum çünkü resmen insan yedisinde neyse yetmişinde de odur lafını hiçe sayan bir kişiliğe bürünmüş, kötülerin ele başı olarak ve hata hayatımı tek yıllık otsu gövdelerden pek de fark olmaksızın sürdürüyorum. Hadi geçmiş olsun!

Temmuz 06, 2008

kızmak mı.. ahhaahha komik misin güldürme beni dünyanın en uysal ve mazlum insanı duruyor karşında... seni dişlerimi sıktıkça oluşan, çenemdeki kaslarla döverim ben kuzum...
zaman sadece senle oyun oynuyor olabilir tabi burak!
düşünmeye devam etmen gerekir burak, sürekli düşünmeye.. hatta bütün nöronların teker teker ölene ve büyütmeye çalıştığın saksıdaki domatesinle aranda hiç bir fark olmayana kadar...
bi meyva olsam da sıksalar suyum çıksa! ya da meyve olsam olgunlaşıp daldan düşsem!

Temmuz 03, 2008

gün gelir devran döner
bir de bakmışız akşam olmuş...

Temmuz 02, 2008

The War is OveR!