Haziran 27, 2008

Bedenim biyolojiyi takip ede dursun, ruhum huzur evine yerleştirilmiş 80 'ninde dede...

Haziran 15, 2008

Yazık!

Kendime ne kadar da kızsam az kalacak, o yüzden sana kızıyorum. Hatta sana kızmıyorum öfke kusuyorum, hatta o bile az kalıyor aslında. Ne desem çok basit kaçacak senin yaptığının yanında. Ne desem üste çıkacaksın zaten. Nefret etmedim bugüne kadar kimseden içimden gelmedi her ne yapmışsa salla dedim ama kendimi kasıyorum nefret etmeyim diye ilk defa. Nefret etsem bile yarısı boşa gidecek zaten. Yazık olcak ettiğim nefrete bile.

Ne kadar küçükmüşsün. Ne kadar iradesiz ne kadar güçsüzmüşsün. En kötü zamanlarında karşına geçip uzun uzun ne kadar güçlü olduğunu anlattığım o zamanlara acıyorum şimdi. Olmadığın bir şeye seni inandırmaya çalışmışım. Kendimi kandırmışım. Her konuda sadece bunda da değil. Sen aslında yokmuşsun ki hiç, hiç olmamışsın ki. Saçma saçma yazılar yazıp bloguna olup olmadık zamanlarda akıl karıştırmaktan ya da düşünmeye zorlamaktan başka bir şey yapmamışsın. Tamam okumasaydın dersin, haklısın. Okumasaydım keşke hiç birini..

Hem okumasaydım, senin için yazdığım sayfalarca yazı değerini katlayarak devam ederdi varoluşuna, ya da sırf sana benziyor diye baş ucuma astığım pazılıma her zaman, "hadi tepeme düş de beraber uyuyalım" demelerim gün geçtikçe daha da sıklaşırdı belki. Belki sayfalarca taslak halinde bıraktığım, değişik ifadelerle bir geri dönüş çağrısı yapmaya çalıştığım maillerim "taslak" kısmında değil de "gönderilmiş mailler" kısmında olurdu. ya da kolyen hala kutumda duracağına özenle eski haline gelmiş bir şekilde boynunda olurdu. resimlerimiz pirinçten taş ayıklar gibi ayıklanıp özenle bir yerde saklanmaya devam ederdi. çanta hala sırtımda olur, hala zucchero kulaklarımda çınlardı. ya da gezi sayflarında gördüğüm şehirleri senle hatırlardım.

Ama artık bunların hiç birine izin vermeyeceğim. Artık yoksun. Keşke duydukladım sadece şaka olsa, sadece benim de en başında inamamak ister bir şekilde söylediğim gibi gelişeydi.

İnsanları- ki bunlar en yakınımdakiler oluyor- karşıma alarak eskiyi kazanmaya çalışıyordum kendi halimde, o gücü toplamaya çalışıyordum ama fırsat vermedin herzaman ki gibi.

Herzamanki gibi diyorum çünkü en başında da aynısını yaptın bana. Daha iki gün olmadan ayrılalı bilmemne pub'ında çalışmaya başladın. Hatta ayrılma bile dememiştik o zamanlara senin sayende, sadece ara vermiş pozisyondaydık. ya da bunun gibi bir kaç olay. Ha peki dur devam edeyim örneklere.. Mesela tüm bölüm arkadaşların birlikte seçerlerken derslerini sen onunla seçtin. herkes birlikte yemek yerken sen onunla yedin. Bunlar ne zaman oluyor: daha "ara vermiş" dönemde. Titiz davranışların için teşekkürler. En başında ve en sonundakiler için... Ama ben bunların hepsini ne olcak canım diyerek geçtim ve içimde bir çok şey yaşattım. Kendimi kandırdım resmen, alay ettim kendimle, insanların benimle alay etmelerini sağladım belkide ya da kavga etmeyi bile göze aldım. Ama ne için...?

Geçen zaman hatrına konuşur, yok geçen zaman hatrına şunu yapar yok bunu eder lafları çok kandırmaca geliyor artık bana. İyiki kendim gibi davrandığım bir durum olmuş da iyiki böyle geçmiş günler. Elimde olsa da zamanı geri sarsam. Taa en başa, antrenörlük kursuna katılmaya karar verdiğim güne kadar sarsam. Kararımı değiştirsem ve arayı atlayıp yine bugüne gelsem. Arada geçen zamanda bir şey yaşamak istemiyorum zaten. Salasam da olur.

İnşallah ağlıyorsundur, ya da en azından azcık bile olsa gözlerin dolmuştur. İnşallah boğazında bir şeyler düğümlenmiştir, yutkunamıyorsundur bile. O kadar çok istiyorum ki şu an bunu. Kelimeler yetmiyor daha fazla anlatmama. Çok daha fena şeyler söyleyebilirim ben olmaktan çıkıp ki zaten çıktım yeteri kadar.

Son olarak diyeceğim şu ki mümkünse bir daha karşılaşmayalım.Uzaktan görsen beni yolunu değiştir. ya da orada olduğumu bildiğin ya da düşündüğün yerlere gelme. Ve bu da son okuyuşun olsun bu blogu. Senin, yaşadıklarımı ya da hissettiklerimi bilmenin bir lüzumu yok artık. Şifreli hale getirebilirim evet ama insanlara eziyet etmek istemiyorum. Beni geçtim artık, azıcık kendine saygın varsa okuma bir daha.

Mutluluklar dilerim bu arada. laf kaynamadan söyleyim.

Dediklerimi saymazsak diyecek lafım yok, tabi hayat senin hayatın yaşa yaşayabildiğin gibi...

Haziran 14, 2008

Şekeer, kimseye söyleme ama dünya yusyuvarlak!

Haziran 13, 2008

Sanırım uzun zamandır bu kadar oturup, kendimi anlattığım, aklımdakileri teker teker sorduğum, güldüğüm, durup düşündüğüm yorumlamaya çalışıp beni aştığını anladığım anda sustuğum bir konuşma geçirmemiştim.

Deşarj olmak.. Ayakkabılarını çıkartıp kumların ya da çimlerin üstünde dolaşmak gibi... Sınav stresi bütün çevremi ve beni sarmışken, içimde kopan fırtınaları kendimle savaşarak dindirmeye çalışırken, sınavların bitişi ve ardından etrafımdakilerin dağılışı... sırayla ve acıyla gerçekleşti. "Sınavlar bitsin uzun uzun otuturup konuşuruz sabahlara kadar" dediğimiz anlar hemen geçiverdi biz yapamadan ama bugün bunun bir benzeri gerçekleşti ve inanılmaz huzurlu hissediyorum. Tüm gün boyunca sıkılmakla suçlandım aslında ama olsun:) Sıkılmadığımı anlatmaya çalışırken arada bir kaç danışacak konu da açaraktan konuların birbiri ardına akıp geçmesini izledim bir ara. Daldan dala konan kuş misali sözcüklerin ve hayallerin bedenimden çıktıktan sonra havada aldığı yolu izledim... Zaman hızlı geçiyor diyorum da inanmıyosunuz. ( hoş, buna inanmayan da sadece benim heralde :D )

Haziran 10, 2008

Değişim

Saniyelerin insanı değiştirdiği şu dünyada, küçücük fizikselliklerin değişimleri çok hor karşılanmadığı zaman mutlu olur insan. Değişimlere ayak uydurmak, onlarla birlik olup karşındakilere direnmek, kendin olmak ve gerçeği görmelerini değil hissetmelerini sağlamak yapılması gerekendi ve yaptım!

yeni bir aşk, yeni bir iş ve yeni burak.. ta taa..

hala yakışıklıyım :D

Haziran 06, 2008

Tu Quieres Volver

Ahora
tú me pierdes la razón
no digas nada
siempre siempre serán los dos
sabemos

aquella noche
y por la calle
lo mismo será.

Tú quieres volver y no te veo más
tú quieres volver y no me siento na.
Tú quieres volver y no te veo más
tú quieres volver y no me siento na.

Tú quieres volver y no te veo más
tú quieres volver y no me encuentro más.
Tú quieres volver y no te veo más
tú quieres volver y no me encuentro más.

Yo pienso aquel día
lo mismo que ayer,
lo mismo será.

Yo pienso aquel día
lo mismo que ayer,
lo mismo pensa.

Tú quieres volver y no te veo más
tú quieres volver y no me encuentro más.
Tú quieres volver y no te veo más
tú quieres volver y no me encuentro más.

Tú quieres volver y no te veo más
tú quieres volver y no me encuentro más.
Tú quieres volver y no te veo más
tú quieres volver y no me encuentro más.

Haziran 05, 2008

Sözcükler birbiri ardına inerken kafama - uçaktan atılan ve yere inmeden 15 parçaya ayrılan bomba gibi, ne yapacağımı bilmez sadece yaşama eylemi olan oksijen karbondioksit değişimini gerçekleştiriyordum. Kapının aralığından geldiğini düşündüğüm bir hava akımı ürpermeme neden olmuştu ki aslında kapının kalbimde olduğunu ve gerçekten hafif aralık olduğunu anladım. Ürperme arttıkça arttı ve sonunda cereyan yapıp kapının kapanmasına neden oldu, belkide kapının kapanmasını sağladı... Bunu ben bile ayırt edemezken nasıl olcak da ben karşı insana bir şeyler yapabileceğim ya da yapmadan durabileceğim.

Sen de çalma be arkamda. Tüm benliğimi değiştirdin. Sonsuza inanarak seni dinliyorum hiç bitmeyeceğini hissederek. Ama benim de yaşamsal faaliyetlerimden bazılarını gerçekleştirmem lazım. Rüyama gelir misin? Orda söyler misin?

Kötüyüm evet sorma boş yere. Görebiliyor olman lazım. Herşey bu düşündüklerim değil. Hayat devam ediyor kırmızı ışık misali, evet ezberledik ne de olsa..

Haziran 03, 2008



"Sevgili Sen;

Uzun zaman olmuştu varlığını hissedemediğim. Araya bu kadar uzun zaman girmesini hiç istemezdim halbuki. Ne kadar da değişmişsin, gönderdiğin fotoğrafta gördüm. Zaten güzeldin güzelliğine güzellik katmışsın. Zarfın arkasında bıraktığın boyalı parmak izleri gökyüzünden dünyaya baktığımda gördüğüm nehir dizilişleri kadar endamlı, onları bile özlemişim. Resim harika olmuş ama sanırım bazı mimiklerimi unutmaya başlamışsın. Hem artık saçlarım da öyle değil, aklındaki son halim baya eskide kalmış anlaşılan.

Hayatıma yeni yeni şeyler ekledim. Vaktimi tamamen sana harcadığım zamanlarda, yağmurla çıkan gökkuşağı aitkliğinde bırakıp gittikten sonra beni ne yapacağımı bilmez oturuyordum sallanan sandalyemde. Yeni yeni çıkıyorum artık dışarı. Bir insanla konuşmak nasıl olurdu unutuyormuşum az kalsın. Konuştuğum tek şey akvaryumda en az benim kadar yalnız kalan ufak japon balığımdı.

Saçlarım yer yer kırlaşmaya başladı artık. Karizmatik kişiliğe bürünmeye başladım. Spora devam etmeye de karar verdim ancak hokey kadar sert değil bu seferki düşüncem. Evin hemen yanındaki alanı güzel bi park haline getirdiler, orda bir kaç tur atmayı planlıyorum, bakalım.

Televizyon kabloları ve ekran tozdan çalışcakmı bilmiyordum- depoya kaldırmıştım onu da sen gidince, beraber izlediğimiz filmlere denk gelmemek için. Birkaç hafta önce çıkardım, eski yerinde şimdi. Sadece televizyonu indirdiğimde depoya, büyük büyük babamdan kalan radyoyu çıkarmıştım yukarı. Evde benim adımlarımdan başka tek ses çıkartan şey oldu uzun bir süre. Şimdi yüksek sesle kitap bile okuyorum. Kendi sesimi duymak bana çok itici gelmiyor artık.

Zamansız mektubunu, artık komşu çocuklar kutuda çok biriktikleri için düzinelerce zarfları kapımın altından teker teker attıklarında buldum tesadüfen. Aslında diğer bembeyaz zarfların arasında direkt göze çarpıyordu yeşil yeşil. İlk önce onu aldığımı düşünme. O kadar toparlayamamıştım kendimi. Gelen lokanta menülerine göz gezdirdim bir kaç saat. Sonra gözlerim buğulu açmaya çalıştım zarfı. Kokun sinmiş üstüne. Okudum sonra. Ağladım.

Hala ağlıyorum. Hatta günde üç öğün... Fakat hemen böbürlenme içten içe. Bunlar alışkanlık olsa gerek. Anladım ki artık seni unutuyorum. Belki de unuttum. Belki de hiç yoktun. Aynaya baktığımda bana yansıttıkları eksikti, uzun bi süre sol omuz altım boştu, duvarı görebiliyordum. Fakat artık gömleğimin cebi gayet hoş görünüyor gözüme.

Sen beni merak etme. Hani demişsin ya -kendine iyi bak- diye. Bence sen benim -kendim-e iyi bak çünkü sen giderken o da seninle geliyordu...

Hoşçakal"