Ekim 26, 2010

Aslında sokakta yürüyen insanlar kulağımda çalan müziğe göre yürüyorlar. Kimi tam baterist davula vurduğu anda kaldırıma çıkıyor, kimi vokal sesini iyice kıstığında önümde yavaşlıyor, kimi de piyano hızlandığında aslında yeşil yanmamış olan ışıkta karşıya geçmek için koşuyor, sanki piyanonun üstünde, çalan parmaklar ona doğru hızla yaklaşıyor, o sekiyor, ses yükseliyor...
İnsanlar müziklere göre gülüyor otobüslerde, biri yer seçerken tuttuğu direğin etrafında dönüyor eteği uçuşuyor, diğeri kalabalığın ortasında tutunmadan bir ona çarpıyor bir öbürüne. Amcalardan bir tanesi gazetesinin sayfasını hızlı hızlı değiştiriyor, muavin parayı bir karış yukardan teker teker para üstü bekleyen teyzenin avcuna bırakıyor.
Dünya melodiyle dönüyor.
Geceler kimi yerlerde hızlanıyor, kimi yerlerde duruluyor.
Şu anda biri diğerinin elini tutuyor, gözleri gözlerine değiyor uzun uzun. Dudaklar yaklaşmışken ben müziği kapatıyorum, dünyanın diğer ucundak başkası açıyor, ve öpüşme sahnesini ben değil o görüyor...

Ekim 01, 2010

Dün gene çok güzeldin yine. Koşarak geldin yanıma, beni bir anda ısıtan o gülümsemenle koluma girdin önce, sonra yanağımla dudağımın birleştirdiği yere bir öpücük kondurdun. Yürüdük upuzun yol boyunca, insan seline karşı, ancak hiçbirine çarpmadan. Sen önüne değil bana bakıyordun sürekli, dümen bendim. Bırakmıştın kendini bana, bir şeyler anlatıyordun. Mutluydun. Mutluyduk. Nereye kadar yürüdük bilmiyorum, ne kadar zaman geçti. Karşıma baktığımı zannetsen de sürekli sana bakıyordum aslında ben de, elin elimde, kokun önce burnumda sonra tüm bedenimde. An o andı benim için. O gülümseme, o küçük öpücük...
Şimdi ne var biliyor musun, ne istiyorum? Bir daha gelme, lütfen...