Ekim 30, 2008
Kendimden soğumak için gerekli adımları muntazam şekilde atmaya devam ediyorum. Beklentilerimi bir bir geri çekip, hayallerimle umutlarıma ara verme planlarım var. Sen kimsin de kendi kendine sınavına gitmeme kararı alıyorsun, kimsin de sınavına gitmiyorsun. O kadar ki, en ufak bir utanç dahi duymuyorum ya da en ufak bi vicdan azabı veya üzüntü. Verdiğim bir söz daha böylelikle ortadan kalkıyor. "Bir daha söz vermeyeceğim" diye kendime kaç cümle kurduğumu dünydaki insanlar toplansa akıllarında tutamazlar. Artık sıkıldım. Korkağım kabul ediyorum!
Bir yaprağım ve rüzgar çıktı, hazır sonbahardayken en sertinden, savur beni nereye savuracaksın bakalım.
Bir yaprağım ve rüzgar çıktı, hazır sonbahardayken en sertinden, savur beni nereye savuracaksın bakalım.
Ekim 28, 2008
Yardım!
Hey, yardım etmen lazım hem de çok acil. Derinliklere düşen bir zavallı var burada. Sürekli suratı asık, sürekli hayal kuran ama boşa çıkan biri. Acıyorum ona, üzülüyorum. Çok umutlanmış ve umutlandırılmış. Çok canı yanacak şimdi, daha çok kırılacak.
Etraf kendi bütünselliğinde seyrederken, o, sanki kendisinden bir şeyler koparak dönüyor dünyayla. Üstünü örten gökyüzü artık onunla konuşmuyor. Sadece o çok sevdiği gri halini alıyor isteyerek yaptığı meçhul. Damlalar akıyor gözlerinden, kimisi hiç su görmemiş çölün ortasına düşer gibi. Düştüğü anda kayboluyor, o yüce çöl sanki o damlayla doyacakmış gibi emiyor, yok ediyor onu ama boşuna.
Uğraşlar elbet bir gün cevap verecektir, istediklerim elbet bir gün benim ellerimde olacakdır ve hatta inanmak başarmanın yarısıdır.
Çok duyduk...
Etraf kendi bütünselliğinde seyrederken, o, sanki kendisinden bir şeyler koparak dönüyor dünyayla. Üstünü örten gökyüzü artık onunla konuşmuyor. Sadece o çok sevdiği gri halini alıyor isteyerek yaptığı meçhul. Damlalar akıyor gözlerinden, kimisi hiç su görmemiş çölün ortasına düşer gibi. Düştüğü anda kayboluyor, o yüce çöl sanki o damlayla doyacakmış gibi emiyor, yok ediyor onu ama boşuna.
Uğraşlar elbet bir gün cevap verecektir, istediklerim elbet bir gün benim ellerimde olacakdır ve hatta inanmak başarmanın yarısıdır.
Çok duyduk...
Ekim 14, 2008
Derdin mi var, ilginç...
Bozuluyor insan ister istemez kendini alıştırdığı bir şey istediği gibi gitmeyince. Etrafta sinirleri geren az şey varmış gibi bir de kendim bozuyorum, geriyorum sinirlerimi. Barındırdılarım ve şu an hayatımda olan her şey huzursuzluk çıkarmak için yarışıyorlar gibi. Derslerim, sporum, işim, arkadaşlarım ve olmayanlarım... Canımı hepsi aynı anda sıkıyor, aynı anda geriyor, daraltıyor beni. Köşeye sıkışmış ıslak bir köpekten farksızım. Monologlarım sayesinde bazen kendime gelir gibi oluyorum. Böyle bir ümit, ışık görünüyor ilerden sonra aniden o da katılıyor karanlığa ve karmaşaya. Zaten orada her şeyden yeterince hatta fazlasıyla olduğu için fark da edilmiyor sonradan. Arıyorum o ışığı bulamıyorum sonra boşveriyorum. Sıkıntı insanın kendini anlayamamasından kaynaklanır derdim bir ara, anlamıyorsun kendini bulamıyorsun istediklerine cevap ondan sonra daralıyor için. Kel ve ilacı meselesi işte. Çözemiyorum.
Martta bir yazı yazmışım derste, defterimi karıştırırken gördüm az önce. Çok garip o zamanalar da demişim beni mutlu eden bir haber sadece o anı ilgilendiriyor. Az sonra unutacağım ve gidecek o mutluluk bulutu. Bir güzel haber almışım ki ne olduğunu çok düşündüm ama bulamıyorum hala, sonra azcık bir zaman geçmiş ve ben aklımda olan karamsarlığa dönmüşüm. Yapı meselesi değil mi, ya da körü körüne sıkıntı şahının esiri olmakla alakalı.
Bakalım yarın yeni bir gün daha, ama benim için çok güzel geçeceğe benzemiyor izleyip göreceğim, derinlemesine yaşamak ister miyim bilmiyorum henüz.
Martta bir yazı yazmışım derste, defterimi karıştırırken gördüm az önce. Çok garip o zamanalar da demişim beni mutlu eden bir haber sadece o anı ilgilendiriyor. Az sonra unutacağım ve gidecek o mutluluk bulutu. Bir güzel haber almışım ki ne olduğunu çok düşündüm ama bulamıyorum hala, sonra azcık bir zaman geçmiş ve ben aklımda olan karamsarlığa dönmüşüm. Yapı meselesi değil mi, ya da körü körüne sıkıntı şahının esiri olmakla alakalı.
Bakalım yarın yeni bir gün daha, ama benim için çok güzel geçeceğe benzemiyor izleyip göreceğim, derinlemesine yaşamak ister miyim bilmiyorum henüz.
Ekim 11, 2008
Sonra güneş battı. İçini kaplayan karanlık artık sınırlarını genişletmişti. Karanlık tüm yeryüzüne dağılıyordu. Zaman geçmeyi kesmiş sadece görselleştiriyordu kendini. Anladı sonra içindekiler yüzeye dağılıyor, etraf onun benliğinde yok oluyordu. Artık yalnızdı ve kendini kandırıyordu, tüm farkındalığının aksini idda ederek...
Ekim 02, 2008
Dünya Dediğin...
Bir kafes... İçeriye bakan var mı yok mu görünmez. Sadece sonsuz başlancgıcı bir kaç belirti bir de ara ara gelen ışık hüzmesi...
Bakarsın alabildiğine, daha doğrusu görebildiğine... Göremezsin değişik bir şey. Kafesin tepesinden dökülür yiyecekler, açarsın ağzını doyabildiğine, kana kana içersin akan suyu... Biri tepeden besler ama yaranamaz. Orası kafes, bu doğal!
Sonra ışık hüzmeleri geri çekilir. Saat gelmiştir. Faaliyetlerini durdurma isteği, üstüne emri gelir. Uymak zorundasındır, kafes kapatıyordur kendini... Ya öyle ya böyle...
Sonra bir anda ıslaklık hissetmeye başlarsın, yavaş yavaş hikayen sona yaklaşır, seviye yükselir ama kafes parmaklıklar ardında cam olduğu için seni yutacaktır. Aniden kurtarıcın gelir, elinde anlamlandıramadığın bir deynek. Sana dokunur ve yaşam ayrı bir güzelleşir. Aklına takılacak şeyler bırakmadan hafızanı temizler ve gider. Yüz şimdi, ne gün ışığı ne başka bir şey, tek derdin kuyruk hareketleri...
Sonra bir anda ıslaklık hissetmeye başlarsın, yavaş yavaş hikayen sona yaklaşır, seviye yükselir ama kafes parmaklıklar ardında cam olduğu için seni yutacaktır. Aniden kurtarıcın gelir, elinde anlamlandıramadığın bir deynek. Sana dokunur ve yaşam ayrı bir güzelleşir. Aklına takılacak şeyler bırakmadan hafızanı temizler ve gider. Yüz şimdi, ne gün ışığı ne başka bir şey, tek derdin kuyruk hareketleri...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)