Mart 29, 2010

Bastım hayatımı kaydeden videonun geri tuşuna, sarıyorum. Arada bir durdurup bakıyorum yüz ifadelerime, hep aynı. Çok gülmüşüm ama. İnsanlar da gülmüş yanımda. Hislerini bilemiyorum, çıkartamıyorum.
Durduruyorum aniden.
Bir sahne; arabaya doğru ilerliyoruz, ikimiziz. Elimde küçük bir paket, vermeye hazırlanmışım cebimden az önce çıkartıp, ama suratım asık, karşı surat.. o ıslak.
Kapısını açıyorum ve biniyor.
Gideceğimiz mesafe çok uzun değil, pek konuşmuyoruz. Kısa bir süre sonra durduruyorum arabyı iniyor, verdiğim paket elide, ama suratı hala ıslak.. Ve ben arkasından biraz baktıktan, onun apartmandan içeri girmesini bekledikten sonra basıyorum gaza, şuursuz.
***
Ve şimdi bu kasedin üstüne bir kaç sahne öncesinden itibaren şunları eklemek istiyorum;
O, apartmana girmeden önce, arabadan inip, seslendiğim, döndüğü anda koşup sarılıp sımsıkı, öptüğüm sahneyi, öptüğüm ve hiç bırakmak istemediğim sahneyi...

Mart 25, 2010

Maidult

Yeni duydum.
Herkes gidiyor.
Ben gidemeyeceğim.
Ağladım bitti.!
Şimdi laser equations,
hadi geçmiş olsun...
Zamanı geldi bence,
Uzun zaman oldu (görecelik devrede) sarhoş olmayalı.
Alacağım içeceğimi, oturacağım bir sürü oturacak yer olan ama benim seçmekte yine zorlanacağım stadyuma.
Devrim'e!
Yarın, 6-7-8 hangisi olursa, ama uzunca bir süre de kalkmayacağım sonu açık yani...
Gel sen de...

Mart 23, 2010

"Do you wonder why i prefer to be alone?"

Zamanı geldi.
Ara beni, ben yapamıyorum sen yap,
sadece oturup konuşalım, geçen zamandan, gelecek planlarından, verdiğin vereceğin kararlardan, havadan, sudan...
Birbirini tanıyan iki insan gibi, sadece tanıdık bir yüz gibi,
gidelim yemek yiyelim, konuşalım uzun uzun ya da kısa, konuşma ne getirirse, ya da sadece içelim o zaman daha çok anlatabilirim sanırım, korkma geçmişten değil, senle alakalı ya da bizle alakalı değil, öylesine anlatırım demek istiyorum. Ya da her neyse.
Gerçekten.
Bence bunu yapmalıyız, bir şey kaybetmeyiz, hiç hem de.
Hiç mi içinden gelmiyor?
Zaman geçti, geçiyor.
Çok az kaldı, kim bilir görecek miyiz birbirimizi bir daha?
Cesaret bulup sadece nasılsın diye arayabilcek miyim, hadi aradım, operatör bu numara artık kullanılmıyor derse ya?
Bence o dereceye getirmeyelim.
İnsan gördüklerinden etkilenebiliyor, canlı olmasa bile, sadece televizyonda, uyku sersemi zap yaparken anlık görmüş olsa bile. Onların birbirine sarılması, kollarını beline dolayıp kendine çekmesi ve yanağına küçücük bir buse kondurması... Etkiliyor. Düşündürüyor. Üzüyor. Uyku gözlerden akarken, bir şeylere karışıyor, akıntı gittikçe artıyor, debisi yükseliyor. Gelir mi elden bir şey? Gelmiyor.
Dönerken ta diğer ucundan ülkenin, otobüsün altına giren kısa-kesik-beyaz çizgileri teker teker saymaya başladım uykum gelsin de rahata ereyim, aklımdaki düşünceler dağılsın diye. Nasıl olmuşsa beynime kazınmış çizgiler, kesik kesik düşüncelerim, aklım fikrim karmakarışık. Bu gece uyumayım istiyorum aslında. Yapacak onca işim var ama yenik düşeceğim kendime bu çok açık. Yolu nasıl takip ettiysem, her dağın ardından gizlice dönerken nasıl tedirgin olduysam, kendimi o kapkaranlık, sadece otobüsün azıcık ışığıyla aydınlanan yolda nasıl dışarı vurduysam doluverdi gözlerim karanlıkta, aniden. Parladı etraf gözüme gelen ışınların kırılmasıyla. Göremedim, kendimi uzun zamandır göremediğim gibi.
Şimdi üstümdeki yük ağır. Çok ağır. Hissediyorum, taşıyamıyormuşum gibi hissediyorum, ama zorundayım, biliyorum. Sürekli bunalım, sürekli pesimistim evet.
Olan da bu yüzden oldu zaten.
Elden ne gelir?
Hiç!

Mart 20, 2010

İzlemek artık daha çok keyif veriyor sanırım...

Mart 16, 2010

Bir "Onay" tuşunun kalbimin bu kadar çarpmasına neden olması garip. Şuurum kapalı şu an, parmaklarım beynime hükmediyor sanki. Yazmalısın diyor içimden başka biri, ne olursa olsun yazmalısın ve dökmelisin içinde taşıdığın ve taşırken yorulduğun her şeyi. Yapma artık, kapatma kendini dışarı, bakma boş boş. Her şey istediğin gibi gidecek -bir gün-mutlaka.

Mart 07, 2010

Derken, adam attı parayı havaya. Sonra bir çınlama geldi, bir takırtı... Yerde duran defter, kağıt ve kalemlerin ortasına düşüp kalemleri yuvarlayarak metal kapıya çarptı para, kalemler yatağın altına karanlığa yuvarlanırken para kendi ekseninde iki üç yalpaladıktan sonra dalgalanma efektiyle bıraktı kendini yere sırt üstü. Oturduğu dönen sandalyesinden doksan derece dönerek kalktı, dolabını açtı ve ona çok yakışan gömleğiyle bej kazağını bir çırpıda geçiriverdi üstüne. Düşünmüyordu fazla, para yazı gelmişti ve dışarı çıkıyordu. Plan yoktu, amaç yoktu. Gidip içip gelecekti.

Sonra yan odadakiler kapı sesi duydu; açılan, sertçe kapanan ve hışımla kilitlenen. O sırada yanaktan düşen damla tam kapının önünde küçük, küçücük bir iz bırakmıştı. Bunlardan habersiz dış kapıya yöneldi adam, sonra karanlığa karışıp uzaklaştı.