Şubat 08, 2009

İstanbul

Denize baktığında arkada akan trafiğin sesinin üstü çarşaf edasında örtülüyor, fonda derinden gelen bir müzik, aklında binbir düşünce gelip geçen gemilere, vapurtlara ve botlara bakıyorsun tabi bir de karşında duran heybetli yapıya: köprüye. Atlayıp karşıya kadar yüzsem de o yalıdaki teyze bana sıcacık bir kahve verse ve boğazın güzelliğini keyifle izlesem diye düşünüyorsun. Tabi eğer bensen.

Sokaklar, hiç bir zaman dilimi içinde boş kalmadığı gibi her yaştan ve renkten insanlarla dolu. Kalabalık ister istemez korkutsa da, o hava, korkularının önüne geçip keyif almanı sağlıyor. Hem bence eskisi kadar trafik sorunu da yok artık İstanbul'da. Gayet sistemli görünüyor. E şehir büyük tabi, haliyle bir yerden bir yere zaman alıyor ama alışınca sorun yaratmaz diye tahmin ediyorum.

Bu tahminler ve iltifatlar İstanbul'u bu sefer gerçekten çok sevdiğimin kanıtı sanırım. Ben ki "Nesi var be, koca şehir, bir yere gitmek istesen gidemiyosun, gitsen dönemiyosun, bu ne böyle!" diyen insan, şimdi, "Acaba İstanbul'a yerleşsem nasıl olur, ne iş yaparım" düşüncelerine daldım.

Aklım karışık, kendime kızıyorum. Daha iyisini istiyorsam da aklım sabit. Hayırlara vesile olsun.

6 yorum:

nothing out of the ordinary dedi ki...

gitmedin tabi falcıya nolcak bilmiyoruz şimdi :0)

baurk... dedi ki...

korktum yahu..:)

Köşenin Delisi dedi ki...

hoşgeldin :)

vapurt ne hehe

baurk... dedi ki...

aman aman.. bi kelimeyi yanlış yazdık sorun oldu peeh...

baurk... dedi ki...

hoşbulduk bu arada:)

Köşenin Delisi dedi ki...

yazı isterük