Ocak 26, 2009

Çatışma

Olay bir ilişki yaşamaksa, bunu illa zorundaymışım gibi yapmama gerek yok. Zamanı gelince hepsi olur. Önemli olan gelen zamanın doğruluğundan emin olabilmekte. Evet. Haklı cümleler bu zamana kadar. Ama olayın gerçeği mecazındaki gibi olmuyor. Her yörüngede sadece bir elektron dolanıyor. Yerler sabit ve değişmiyor. Bileşik oluştururken paylaşılan elektronlar değer kazanıyor ve iki tarafa da yetiyor. Ancak bu element tüm ışımalarını gerçekleştirdiğini düşüncesine kapılıp kararlı haledekilere benzemek için kendisini onlardanmış gibi saydığında, ne bileşik yapıyor ne de yapmaya yelteniyor. Kaldı ki bu element bir insan, o insan da Buraksa...

Uzun zaman önceydi, gerçekten baya uzun. E o kadar uzun olunca da haliyle küçüktüm. Yaşadıklarım ilk olduğu için akılda kalıyor, günler lunapark eğlenceleriyle geçiyordu resmen. Sonra çomak girdi araya ve 3 hatta neredeyse 4 yıl boşluk oldu hayatımda. Ama o ilkti ve biz küçüktük. Mesafeler zaten en başından vardı ama azmim o yaşlarımda bile o engelleri aşabiliyordu. Kopma anı araya kıtaların girmesiyle şekillendi. Ne kadar azim de olsa artık bir şeyler eksik kalmaya başlamıştı. Ve ilk ağır ayrılık. Neden ve sonuç ben!

Geçen yılların sonunda beklenmedik bir anda, beklenmedik bir şekilde beklenmedik bir insan çok gizemli şekilde içime işledi. Hayatın toz pembeliğini hatırlamış ya da ne kadar da toz olduğunu eskiye azıcık çamur atarak anlamıştım. Heidi gibi bulutlardan sarkan salıncaklarda sallanma isteğim, çocukluğumdan beri beynimi kemirmişse de bu zamanlarda gerçekleşmeye başlamıştı. Bulutlar bile bana dar gelir, uzayın sonsuz boşluğunda sallana sallana haykırasım gelirdi, "Ulan aşık mı oluyorum ben nedir bu" diye. Yaşanan onca güzel şey ve tonca sinir bozuklukları sonrasında yıpranan kızvari sinirlerim artık beni ve onu aynı ip üzerinde taşıyamadı ve ben yine kontrolü elime aldım ve sadece kendimi düşündüm. Herzamanki (!) gibi. Ve burda da aynı şekilde neden ve sonuç ben!

Şimdi ise henüz 1 yıl geçmiş bir durumla karşı karşıyayım. Bu 1 yıl benim için çok aydınlık geçmedi elbet. Hala aklımda geçen zaman düşünceleri, yapılan güzellikler, edilen kavgalar paylaşılan düşünceler... Sinirlenmelerim, çekememelerim ve yer yer parçalı bulutlu unutamayışlarım. Hepsi bu geçen kocaman 1 yılın aslında uzunluğunu küçümsememe ya da algılayamamaya neden oldular. Kendimi yenileyemedim ve bunu sanırım istemedim biliyorum. Bir ilk durum vakası daha yaşayabilirim yani ama bu sefer ara azıcık daha uzun olabilir. Bunun o zamanki farkındalıktan daha yüksek olduğu için süresi artabilir. Buna izin verip vermemem önemli.

Bilmiyorum kaç erkek benim gibi detaycı ya da sadık, ya da kısaca mal, ama anlatmak istediğim şu, kendime güvenmeme nedenim yok ben de çoprap değiştirebilirim elbet, ama saygım var önce kendime sonra geçmişe... Bunu anlatamıyorum anlayamıyorum bazen. Ama şu an düşündüğüm insan bende ne değiştirir bilmiyorum. Haksızlık katlanamadığım şeylerden bir tanesiyken bu oyunda haksızlık eden taraf ben olursam hoş olmaz gibime geliyor. Ama sanırım düşünceler beynimi hatta kafatasımı kemirirken sağlıklı karar veremeyeceğim. Hayatımı bok ettiği için kızdığım ama unutmak istemediğim o insan sadece duygusal anlamda hayatımdan silinmişe benziyor şu anda. Ama geride bıraktıkları azıcık daha beklemem gerektiğine karar verdirtiyor bana.

Aklıma gün yavaştan biterken takılan bir soru da izlediğim karakter gibi olma olasılığım. Biliyorum sıfır. Ancak olsam çok feci olabilirdi. Düşünsene ölümsüzsün ve düşünce aklında sonsuza kadar kalıcı.. Aynaya baktığında artık kendini görmediğini sadece ne düşündüğünü gördüğünü anlayabiliyorsun. Hayatın -ki artık ona hayat denirse- seni yönetmiyor, çünkü takmıyor. Orda olsan ne olur olmasan...

Hiç yorum yok: