"Sevgili Sen;
Uzun zaman olmuştu varlığını hissedemediğim. Araya bu kadar uzun zaman girmesini hiç istemezdim halbuki. Ne kadar da değişmişsin, gönderdiğin fotoğrafta gördüm. Zaten güzeldin güzelliğine güzellik katmışsın. Zarfın arkasında bıraktığın boyalı parmak izleri gökyüzünden dünyaya baktığımda gördüğüm nehir dizilişleri kadar endamlı, onları bile özlemişim. Resim harika olmuş ama sanırım bazı mimiklerimi unutmaya başlamışsın. Hem artık saçlarım da öyle değil, aklındaki son halim baya eskide kalmış anlaşılan.
Hayatıma yeni yeni şeyler ekledim. Vaktimi tamamen sana harcadığım zamanlarda, yağmurla çıkan gökkuşağı aitkliğinde bırakıp gittikten sonra beni ne yapacağımı bilmez oturuyordum sallanan sandalyemde. Yeni yeni çıkıyorum artık dışarı. Bir insanla konuşmak nasıl olurdu unutuyormuşum az kalsın. Konuştuğum tek şey akvaryumda en az benim kadar yalnız kalan ufak japon balığımdı.
Saçlarım yer yer kırlaşmaya başladı artık. Karizmatik kişiliğe bürünmeye başladım. Spora devam etmeye de karar verdim ancak hokey kadar sert değil bu seferki düşüncem. Evin hemen yanındaki alanı güzel bi park haline getirdiler, orda bir kaç tur atmayı planlıyorum, bakalım.
Televizyon kabloları ve ekran tozdan çalışcakmı bilmiyordum- depoya kaldırmıştım onu da sen gidince, beraber izlediğimiz filmlere denk gelmemek için. Birkaç hafta önce çıkardım, eski yerinde şimdi. Sadece televizyonu indirdiğimde depoya, büyük büyük babamdan kalan radyoyu çıkarmıştım yukarı. Evde benim adımlarımdan başka tek ses çıkartan şey oldu uzun bir süre. Şimdi yüksek sesle kitap bile okuyorum. Kendi sesimi duymak bana çok itici gelmiyor artık.
Zamansız mektubunu, artık komşu çocuklar kutuda çok biriktikleri için düzinelerce zarfları kapımın altından teker teker attıklarında buldum tesadüfen. Aslında diğer bembeyaz zarfların arasında direkt göze çarpıyordu yeşil yeşil. İlk önce onu aldığımı düşünme. O kadar toparlayamamıştım kendimi. Gelen lokanta menülerine göz gezdirdim bir kaç saat. Sonra gözlerim buğulu açmaya çalıştım zarfı. Kokun sinmiş üstüne. Okudum sonra. Ağladım.
Hala ağlıyorum. Hatta günde üç öğün... Fakat hemen böbürlenme içten içe. Bunlar alışkanlık olsa gerek. Anladım ki artık seni unutuyorum. Belki de unuttum. Belki de hiç yoktun. Aynaya baktığımda bana yansıttıkları eksikti, uzun bi süre sol omuz altım boştu, duvarı görebiliyordum. Fakat artık gömleğimin cebi gayet hoş görünüyor gözüme.
Sen beni merak etme. Hani demişsin ya -kendine iyi bak- diye. Bence sen benim -kendim-e iyi bak çünkü sen giderken o da seninle geliyordu...
Hoşçakal"
1 yorum:
sana da gelmiş di mi dominos un yeni menüsü.ondan bahsediosun yeşil yeşil.sanırım konustuğunda pizza italiano.onun kokusu sinmiş olmalı.günde 3 öğün başka neye ağlanır ki.her yemek saati bi posta
Yorum Gönder