Mart 23, 2018

Çayın Yanına da Jilet Versinler Bari

Sahil. Denizden diz deviyesi kadar yüksek taşların üzerindeyim. Denizle gökyüzü aynı renk. Ufuk çizgisi yok. Dünya sonsuza ulaşmış biraz ilerde. Renk, denizin dibinden yansıyan yeşil mi yoksa pusun grisi mi net olarak söylemek zor. Hemen önümde motoru rölantide çalışan ve bir ileri bir geri gidip gelen, içinde iki balıkçı olan bir tekne var. Motorun ve uçuşan martıların sesinden birbirlerini duymakta zorlandıkları için bağırarak konuşuyorlar kendi aralarında ama konuştukları dil farklı, anlamıyorum. Yaptıkları işten bağımsız bir konuşma olduğunu düşünüyorum çünkü konsantrasyon yok, iş otomatik ilerliyor. Teknenin arkasında ayakta duran adam elindeki halatı tekne ileri giderken salıyor geri gelirken hafifçe topluyor ve aynı zamanda konuşuyor. Dün akşam izlediği bir maçı anlatıyor belki, belki kızının derslerindeki başarısını ya da dün tekneyi temizlerken sahilde görüp beğendiği bir kadını. Ya da sadece sabahın körüne küfür ediyordur. Dümendeki adamım sesi daha boğuk, kaptan köşkünü kapatan bölmenin içinde çünkü o. Teknenin yanında kabarcıklar yükseliyor aniden, deniz pürüzsüz olduğu için hemen dikkat kesiliyorum. Heralde kocaman bir balık denk geldi diye heyecanlanıyorum, balıkçılar da ipe birlilte asılıyorlar bu sefer, dümendeki adam bi çırpıda orada bitiyor. Çok geçmeden sudan dalgıç kıyafetleri olan başka bir adam çıkıyor, seri hareketlerle kendini tekneye atıveriyor. Diğer iki adam da ipi kuvvetle çekmeye devam ediyor ve büyükçe bir tel kafes çıkarıyorlar, içindeki midyeleri dökeceklerini anlayıp ipi azıcık salıyorlar ve kendilerini daha güzel konumluyorlar. Bu arada sesler yükseliyor gülüyorlar mı bağırıyorlar mı anlamıyorum ama çok geçmeden kafesi güzelce tekneye alıyorlar. Geride kalan ipi çekerlerken balık adam çoktan dümenin başına geçmiş tekneyi açığa doğru yönlendirmiş bile. Sisin içine doğru sanki hiç orda olmamışlar gibi ilerliyorlar. İki adam ayakta konuşmaya hatta bağırmaya devam ediyor. Ve martılar az önce yüzemedikleri yerde hiçbir şey olmamış gibi dolanmaya devam ediyorlar. 

Kıyı boyunca yürümeye devam ediyorum ben de. Az ilerideki bir çaycı kulubesinden hafif bir müzik geliyor kulağıma. Havayla yeterince uyumlu bir melodi. Sözleri yok, istediğin derinliği yazıp yaratabilirsin, ister hiç hareket etmeden denize atla ve dibe çök yazdığın sözlerden sonra istersen çaycı abiden bir bıçak iste. Tam olarak öyle bir an. Tam o sırada yanımdan iki genç geçiyor. ‘Hay sikeyim, çayın yanında bir de jilet versin bari’ diyor biri diğerine. Benim suratımda bir tebessüm bir mutluluk. Hem hoşuma gittiği için hem de gencin söylediklerinin düşündüklerimi normalleştirmiş olduğunu gördüğüm için. Normal olma kaygım hiç olmadı aslında ama dayatılmaya çalışılandan uzaklaşmak istediğim bir sabah bu sabah. Herhangi bir açıklama yapmama isteği, hatta hiçbir şey isteği. Şu an dünyanın sonu gelebilir. Banane. Az ilerde, denizin limitini gizleyen sis dünyayı yutabilir. Kimin umrunda ki. Ya da neden olsun. 

Yolun sonuna kadar yürümeye devam ediyorum. Bilgisayar oyunlarında duvarın içinden geçmeye çalışan ama başaramayan karakterler gibi denizin ucunda kalakalıyorum. Islanmalı mı geri mi dönmeli? Islansam da geri döneceğim gerçeği mantığımla bir çalışıyor. Arkamdaki martı kalabalığının içinden hepsini teker teker adım adım uçurarak geri dönüyorum. 

Hiç yorum yok: