Eylül 21, 2015

Nairobi, Kenya

Uzun bir gece ucus sonrasi uyandiktan sonra otelin camindan disariyi izliyorum. Sokaklar cok kalabalik. Insanlar bir kosturmaca icinde. Trafik inanilmaz, her sokakta onlarca araba ve rengarenk otobus biyerlere gidebilmek icin korna caliyor. Etrafi dolasma istegimi daha fazla bastiramaycagim gercegini kabul edip kendimi sokaga atiyorum. Gidebilecegim yerler hakkinda  en ufak bir fikrim yok. Aklimda sadece oteli merkez alacak buyuk bir daire yapmak var. Otelden cikip saga donuyorum ve uzun uzun yanyana dizilmis is merkezi gibi olan binalara, universite tatafina dogru yuruyorum. Insanlarin cok ilgisini cekmis degilim o ana kadar cunku diger Afrika sehirlerinde uc adim sonra yanimda mutlaka bir kac kisi biseyler anlatmaya calisiyor oluyorlardi. Kafama esen ilk sokaktan dondukten sonra hemen hemen ayni yasta oldugum biri geliyor yanima. Safari turu satmaya calisan genclerden. Konusmaya basliyoruz ve zamanim yok yarin sabah donuyorum dedigim zaman anliyor turk oldugumu ve neden burada oldugumu. Derken konusmaya basliyoruz o da benimle yuruyor. Istersen biraz gezdireyim seni diyor ben de hic dusunmeden tamam diyorum. Cesaret bazen degisik bir sey. Once ana caddelerden sonra dar ve issiz sokaklardan geciyoruz, bir yandan tedirginim ama ilgimi de cekmiyor degil. El yapimi esyalarin satildigi bir pasaja goturuyor beni. Daracik bir girisi var herkes bana bir seyler soylemeye, kendi dukkanina almaya calisirken biz daha da urkutucu olan ust kata cikiyoruz. Filmlerdeki gibi bir sahne; kalabalik bir grubun arasindan gecerken yanimdaki arkadas onlarla tokalasir selamlasir ve kendi dillerinde benim hakkimda bir seyler soyler herkes bana doner ve selam verir. Cebimde sadece tum para oldugu ve orada olan tum parami cikartmak istemedigim icin hic bir sey alamiyorum ama o pasajin yerini aklima yaziyorum bir dahaki gelisime tek basima gitme cesaretini gosterebilirsem diye. 

Arkadasimin adi David. Uluslararasi iliskiler okuyor ve zor durumda cogu afrikali gibi. Annesini 2007de secim zamani cikan olaylarda kaybetmis. 'Secimde usulsuzluk yaptilar ve halk buna tepki gosterdi. Annem de bu protestolara katilmak icin o gun evden cikti ancak bir daha geri donemedi.' Babasini da 2002 yilinda aids yuzunden kaybetmis. Zaten zor olan hayatinin ne kadar daha zorlastigini dusunemiyorum bile. 3 erkek 2 de kiz kardesi varmis. Bazilari yaninda bazilari ulkenin batisinda bir koyde yasiyormus. Sanirim bazilarina David bakiyor bir sekilde. Bana surekli Turkiye'de issizlik orani nasil, orada ayrimcilik var mi yabanciya nasil davraniyorlar, rengimden dolayi beni dislarlar mi gibi sorular sordu. Bir insani renginden dolayi dislamak ayirmak ne kadar utanc verici. Cocuk resmen onunla konustugum icin kendini iyi hissetti bu gercekten cok uzucu bir durum. Ulkede bir suru yabanci var ve cogu aydin dedigimiz avrupali, ozellikle italyanlar cok fazla irkci tavirlar sergiliyorlarmis. Ustelik ulkenin dogusunda italyanlarin baya fazla bir nufusa sahip oldugu bir kiyi kasabasi varmis. Sen hem dagdan gel hem de bagdakine laf et. Kabul edilebilir degil. 

Gercekten uzuluyorum Afrika'ya geldikce. Burada da dogabilirdim. Hayat cok enteresan. Daha gecen gun bizimkilerle konusurken yanlis yerde dogmusum diye isyan ediyordum suan hissettiklerim bambaska. 

Ayrilirken David seni daha fazla tutmayim dedi ve benden cok zorlanarak iki sey istedi. Bir pisirilmemis yemek, tam olarak ne demek istedigini anlamadim ama kardeslerimle yemem icin oylesi daha iyi olur dedi, ikicisi ise tekrar geleceksen giymedigin kiyafetler varsa onlari getirir misin dedi. Fildisi sahilinde de Avelin bekliyor benden bir seyler. Elimden geleni yapacagim. Hayat belki burda adil gibi gorunmuyor ama bir sekilde bunun bir esitligi olmali, kesin olmali.

Hiç yorum yok: