Mayıs 25, 2011

LH 1786

Güneşin son ışınlarıyla aydınlanıyorum şuan. Uzaydan bakıldığında dünyaya, bir tarafın aydınlık diğer tarafın karanlık olduğu bir çizgi vardır ya, tam oradan geçiyorum. Aydınlıktan karanlığa doğru... Aşağısı burdan önce kararmış, buranın da pek zamanı kalmamış. Aynı anda yıldızları, güneşi ve ayı görmeme çok az kaldı.

Yeryüzü pazıl gibi. Ayrılmış, birleşmeyi bekleyen, kimi yerlerde şekilli kimi yerlerde darmadağınık parçalar... Göller ve nehirler de arada kalmış boşluklar sanki.

Kimbilir o bir sürü kıvrımlar yapmış nehir ne hızlı akıyordur. Burdan, sanki güzel bir akşam yemeğinden sonra, eline almış birasını, puf koltuğunda oturup en sevdiği diziyi izliyormuş gibi görünüyor, sakin, sessiz...

Hava kararıyor. İki ya da üç dakikası var güneşin tamamen dünyanın diğer tarafına geçmesine. İleriye baktıkça ürperiyorum. Karanlığın içinde duran gri bulutlar... Sabahları çarşaf gibi olan denizin üzerinde parmak uçlarımda yürüyorum sanki.

Sallanıyoruz. Dışarıyı görebilmek için pencereye dayadığım alnım sarsıntılarla pencereden ayrılıp tekrar birleşiyor. Kocaman bir bulutun içindeyiz şimdi. Yoğunluk değişiyor, değiştikçe uçuş bilgileri değişiyor. Otomatik pilot -pilot kahvesini yudumlarken- emredileni yapmak zorunda olduğu için değişikliklere kendince cevap veriyor. Yapması gereken ona daha önce söylenmiş. Birkaç matematiksel denklem. Hepsinde tüm bilinmeyenleri bulup yerleştiriyor. Ve uçmaya devam ediyoruz. Sessiz çığlıklarla, ileri...

Bulutlar kocaman bitter çikolatalı bir pastanın üzerindeki kremşanti gibi duruyor. Pastanın sahibi pek gösterişi sevmiyor anlaşılan. Aa hayır yok, sanırım çilek sosu da var kenarlarda. Güneş batarken bulutların bazıları kızarmış... Ve işte, mumlar da teker teker yanmaya başladı pastanın üzerinde. Şiddetli bir nefes lazım söndürebilmek için.

İşte o an ben derin bir nefes alıyorum, sonra biramdan bir yudum daha.

Ayaklarım yere bastığında üzerime az önce içinde olduğum bulutlar çöküyor. Kafam hafif yanda hafif önde, omuzlarımda çantamın baskısından başka, tarif edemediğim bir diğeri... Adım atmaya sonra sabit hızda yürümeye başlıyorum.

Hiç yorum yok: