Sokak renkli. Kalabalık. Işıl ışıl. Küçük büyük bir sürü mağaza var. Yol tek şerit, bence olması gerekenin tersine akıyor. Tek şerit diyorum ama iddalı sürücüler "Bakın biz üç araba yanyana birbirimize korna çalarak gidebiliyoruz" imajı veriyor. Bu caddeyi biraz(!) daha kalabalıklaştırıyor ama ben seviyorum. Bir de caddenin kenarına park etmeye çalışan sürücülere başka yere odanlanmış halde yol göstermeye çalışanlar var. Onlara bayılıyorum.
Bu aralar sokak çalgıcıları daha bir yaygınlaşmaya başladı ve bu beni sevindiriyor. Daha eğlenceli ve daha yürülebilir bir hal alıyor böylelikle. Adımlar ritimleşiyor. Gitar, saksofon, adını bilmediğim ama kanuna benzeyen, biraz daha küçük, garip sopalarla tellerine vurulan ve her vuruşta farklı ton oluşturan bir müzik aleti... Güzel sesler, güzel zaman.
En çok da yolun ta en başından başlayıp, yokuş aşşağıya hızlanmamaya çalışarak ama bazı yerlerde kendimi koşarken bularak yürümeyi seviyorum. Bu aralar biraz soğuk ve yaza göre daha uzun yürüyüşler oluyor ama botlarım olmadığında beş dakikamı kazanıyorum tekrar.
Çok sevdiğim ve havanın ısınmasıyla akşamları bir yerlere gitmeden önce çimlerde uzanarak içmeyi planladığım parkın yanından geçerken benim de köpeğim olsun istiyorum.
Bu caddeyi boylu boyunca yürürken elimde kahve varsa ayrı, bira varsa ayrı hissediyorum. Birayı içerken bazen kötü bakışlara mağruz kaldığımı düşündüğümde hızlı hızlı içiyorum ve muhtemelen yorgun da olduğumdan başım dönerek ve yoldaki mantarların üzerinden zıplayarak yürüyorum, hafif de sırıtarak, insanlara boş boş bakarak. Genelde akşamları yürüdüğümden gözlerimin de döndüğünü anlamıyorlardır sanırım. Ama eğer kahve içiyorsam büyük ihtimalle tam bir suratsız olarak yürüyorum. Kahve beni düşünmeye itiyor tahmin ediyorum. Her yudumda başka bir şey geliyor aklıma, belki başka insan, başka hayal, başka şehir. Evet kahve önemli.
Bugün boş yürüyüşlerimden bir tanesini daha yaparken ara bir sokağa döndüm, ışıklı bir bahçe daha önceden de dikkatimi çekmişti. Oraya doğru yürürken küçük bir şarap mağazasına denk geldim. Sevimli bir yer. Sahibi de baya ilgili. Şaraptan pek anlamadığımı ama bu aralar ciddi bir şekilde içmek istediğimi, aslında sevmediğimi ve bana yumuşak içimli bir tane önermesini istedim. O da yarı tatlı yunan şarabını önerdi. Aldım hemen, henüz içmedim. İçince detaylandırırım. Belki.
İşte öyle. Seviyorum burayı...
Burası Tunalı. Ankara'da, doğduğum ve büyüyor olduğum şehirde. Benim şehrimde...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder