Eylül 06, 2008

İnsanın kendini bir şekilde anlatması gerekir bazen karşısındakine. Belki küçük bir kağıt parçasına o an aklından geçenlerin dökülmesiyle, belki direk içinden geçenlerin ortamın önemini yok sayarak kelimelerle, belki becerin varsa tellerine parmaklarınla vurduğun gitarının melodisiyle... Eğer hiç birini de yapamıyorsan, sadece bakışlarınla, sadece içtenliğinle ya da ruhunla. Çoğu kez ikilemde kalmışlığın verdiği acı, arkandan konuşulmasının getirdiği stres, farkındalığın getirdiği sinir, bildiklerinin ve gelecekte göreceklerinin dayattığı huzursuzluk. Amacın sadece temizlemek olsa da aklındakileri, zamana yenik düşmenin, geçirdiğin günlerin kendi sonunu -her şekilde- hazırladığının gün gibi açık olmasının verdiği his ve kulaklarında dönüp duran melodilerin arasına karışmış bir kaç cümlemsi yapı, kimisi tamlama kimisi sadece sözcük, kimisi yansıma kimisi anın verdiği doku oynaması, mimik.

Geriye bakmanın verdiği sinir, ölçülemez derecede yükselen ibre misali çıkadursun nirvnaya, geçmişini unuttuğunda geleceğinin olmayacağını söyleyenler halt etmiş. E hadi söyleyin bana, ben bu geçmişi unutmadan nasıl ayaklarımın üstünde duran bir kütle olacağım ki, üç sene daha mı beklemem gerekecek, yoksa sadece üç vakit mi. Kahve falının içinde yer yer dizilmiş, kahvenin denk gelmediği yerler / yollar gibi görünsem de, bütünlüğü birbirinden ayıran açıklıklarım aslında. Yol yok yani orada. Olan, sadece açıklık. Ormanlardakilerden... Hani yangının birinden diğerine atlamamasına yardım edecek olan açıklık. Dizi şeklinde değil, kısa filim şeklinde bir çırpıda izleyip geçin beni. Emin olun mutlu son var(!).

4 yorum:

Köşenin Delisi dedi ki...

hah yine değişmiş :) iyi olmu ama kanımca :)

baurk... dedi ki...

değişim iyidir :D çok şey değişiyor :P

Köşenin Delisi dedi ki...

çok şey mi değişiyor? :) ne gibi mesela :D noldu bakiim

baurk... dedi ki...

bişi olduğu yok aslında.. bazı fiziksel özellikler..:P