Temmuz 21, 2008
Sıkıntı Bey Kardeşim Nasılsın?
Burası hiç bana göre değil bunu kesinlikle söyleyebilirim. Bir kere burada araştırma yok. Sadece ayarlama, düzenleme, organizasyon ve rutin ofis işleri. Yok, bana göre cidden değil. Öğrenci olmasam ve gelecekte görebileceklerimi şimdiden görüp kendimi alıştırmak istemesem buraya sadece arkadaşlarımı ziyarete gelirdim herhalde. Ne bileyim, staj benim bakış açımı çok değiştirdi hayata ve geleceğe. Tam olarak ne istediğime karar verebilmeme yardımcı oldu, lakin hala karar verebilmiş de değilim, bu uranyumdan daha kararsız halimle... Ama karar verdiğim bir şey var ki o da araştırma ve bilimle iç içe olmak istediğim. Ülkemiz şartlarında bu pek mümkün olmasa da yapılabilen en geniş araştırma çerçevesinde ufakcık bir çivi bile olsam mutlu olabilirim heralde... Geleceğin korkusu insanlar üzerinden bir türlü kalkmıyor elbette. Bunu görüp, bu yüzden hayatım boyunca gelcekten korkan bir insan olacağımı göz önünde bulundurursam, aslında pek de gereksiz bi aktivite olduğunu görmüş olmam lazım. Büyüdüm, iş sahibi oldum, sonra evlilik, sonra çocuk sonra bu şimdiye kadar yaşadıklarımı baş rol oyucusu değil de yardımcı erkek oyuncu yani baba olarak yaşamam gerekecek ki bu da hayattan sürekli hatta daha da artan bi grafikle korkmam anlamına geliyor. Teknoloji geliştikçe hayatın karmaşası azalacağına, stratejik çatışmalar ve kontrol gücü gelişmiş oluyor. İnsanların insanlara üstünlük sağlamasını geçtim, artık yakın gelecekte kendimizi robotlara emanet edeceğiz ki şimdiden de başladı en azından cerahi operasyonlarda mesela.. Bir robotun beni yönettiği, ülkemin başında bana başbakanlık yaptığı düşüncesi şu an beni gülümsetsede, olabilmesi durumu tedirgin etmiyor da değil. Hoş şimdikilerinin yerinde günde üç öğün yağlanması zorunlu bir robot başkan isteyeceğim su götürmez. Hayatın insanları elinde oyun hamuru gibi oynattığı dünyamızın heybeti, aslına bakarsanız 1,000,000 ışık yılı uzaktan ya da daha da küçültürsek sadece 1,000 ışık yılı uzaktan bile görünmemekte. Sadece bu dünya kendini bir bok zannede dursun yanına bi Uranüs gelince altına kaçırması içten bile değil. Kendini dev olarak gören bu dörtte üçü sularla kaplı, sulak kürenin yüzeyinde, yuvarlanan topun yüzeyine yapışan hamam böceği ya da karınca sürüleri olarak biz, pek de bir seçim yapamıyoruz herhalde. Elimde bulundurduklarım, sahip olduklarım ya da olabilcekelerim beni mutlu etmediğinden değil bu söylediklerim. Gayet huzurlu ve doyumlu yaşıyorum ama merak da etmiyor değilim. Dünyanın varlıklarını sınırsız harcama yetisine sahip insanlar hiç mi sıkıntıya düşmüyor, hiç mi ağlamıyorlar. E illaki ağlıyorlar dediğinizi duyar gibiyim o zaman neden diğer tarafta insanlar yemek bulamadıkları için ağlarken, bu taraftakiler hediye gelen elmasın katarının azlığından şikayet ediyor? Anlamadığım bir nokta da şu ki, müslüman bir ülkeyiz ve dinimiz gereği yardımı seviyoruz elbette. Ama araplar da müslüman değil mi, buraya kadar tamam. Adam yemeğini bile altın kasede yerken yanı başında hemen Sudanda insanlar -ki onlar da dindaşları- açlıktan ölüyorlar. Ama o kralın eşi kapalı ve cennete gidecekler. Bakar mısınız kritere.. Böyle sığ bir düşünceye ben de vakıf olabilsem keşke. Hah! Bu toprak parçaları kocaman bir depremi gerçekten hakediyor aslında ama yine en mağdurlar yine mağdur oluyor. Kötü amaçlarım yok, ya da beddualarım. Aklımdan geçtiler, döküldüler. Sıkıntı insanın ağzını kapamaz çoğu zaman, daha çok açıp konuştukça daha çok sıkılmasına neden olur, veba gibi git gide büyür...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder