Mayıs 13, 2008

Hayatın ağırlığını hissedebileceğimiz günler yakşlaşıyor sanırım iyice. Tren yüklenilmeyi bekliyor. Ağırlıkların yarattığı ağrılar gelip geçici diye düşünürken, zihinsel kalıcılıklara kayıyor akıl. Ne zaman ne yapmış olduğunun ne zaman ne yapıyor ve ne zaman ne yapacak olduğunun pek önemi kalmıyor. Bir haber alıyorsun sonra, ya da okuyorsun. Mutluluk hormonlarınla birlikte vücuduna yayılan adrenalin, seni roller coaster'dan aşağı fırlatmışlar hissi uyandırıyor sanki. Sanki bir heycan, sanki bir korku. Sevincinin içinde kalıp korkularının günyüzüne çıkmasını seyrederken "demek artık başlıyoruz" diyorsun, ve başlıyorsun. Çocukluk hayallerine sadece 10 saat kadar uzaktayken göz kapakların yorgunluktan değil de heycanından kapanıyor herzamankinin aksine. Çünkü korkuyorsun. Çünkü ne yapacağını bilmiyor sadece olayı anlamaya başlıyorsun ve yarının gelmesini bekliyorsun. Anlıyorsun ki sonra beklediğin şeyi telaffuzda yanlışlık yaparsan aslında beklediğin şeyin bir tane değil de iki tane olduğunu farkediyorsun. Sonra heycanı kenara bırakıp hayallere dalıyorsun. Yarının gelmesini isteyerek...

Hiç yorum yok: