Aralık 06, 2009

Bir teras düşün, gözün alabildiğine sevdiğin şeyleri görebildiğin. Camekan olsun koca teras, güneş bulutların arsından yavaşça süzülerek gelsin gözüne camlar sayesinde. Geniş bir alanın olsun yürümek için, karşındaki güzelliği seyredebilmen için de oturacağın ve kitabını karıştıracağın bir bank. Aklına esince yürürsün o köşeden diğerine, hiçbir ayrıntıyı kaçırmayayım diye ya da oturup sadece sesleri dinlersin. Sadece sesler de yeter bazen, aklında canlandırabilirsin. Hakim olduğun konu zaten sürekli beyninde yoğruluyordur. Bunu bildiğin için arkadan dönük de durabilirsin o koca terasta.

Mutlu hissettiğin apaçık, ama içindeki endişeyi de saklayamazsın. Zaman aniden geçmiştir ve endişelerinden biri, tam karşında bir şeyler kurcalayan adamın tam yanına oturtmuştur seni. Ne yapacağını bilmez halde adamın yaptıklarını izlemeye koyulursun. Omzundaki apoletler göz alıcı olduğundan dikkatin dağılır ama işin ciddiyetine vardığında silkelenip sen de bir kaç düğme kurcalarsın. Kurcalarsın çünkü yapacağın pek bir şey yoktur o anda.


Bir diğer endişen geldiğindeyse gözünün önüne, soğuk dolar içine. Terasa gelen güneş ışınları ısınmana değil, sadece ortamı aydınlatmaya yeterlidir. Merak içinde sıradakinin hangisi olduğuna bakarsın. Bulamadığında tek çözüm vardır, arkanı dönüp çıkmak ve sadece beklemek.


Yalnızım yine. Rahatım evet. Ama benden bir şeyler geri döndü bile. Buna alışmalı mıyım, kendimi hiç alıştırmamalı mıyım bilemiyorum. Bir çaba içindeyim belki ama henüz ne yapmam gerektiğine, o hayaldeki koltukta oturduğumda, kendimi terastan izlerken olduğum yerdeki kadar rahat hissedip hissedemeyeceğime karar verebilmiş değilim ve biliyorum bu benim için yeni bir şey değil ne yazıkki.

Hiç yorum yok: