Haziran 30, 2009

Konstantinos

Gerçekten içime huzur dolmasına izin verilmiyor, ruh halim kararsızlığından dolayı periyodik cetvelin en alt sol köşesinden kendine fiyakalı bir yer ayırtmış bile. İnsanlık gerçekleri beni ürkütmüyor artık, belki o zaman çok daha mutlu olacağımı düşünmeye başlamadım değil. Ağzımı aşıp burnuma gelen bu yöndeki sorunlarım soluk almamı kısıtladı görünüşe bakılırsa. Sürekli bir sıkıntı, sürekli bir merak içinde olmak beni huzursuz ediyor, takıntılı bir insan oldum ve bunun DNA'mda yeni bir gen ortaya çıkardığını düşünüyorum, bu son nokta. Benden sonraki neslime benim yüzümden geçecek olan yeni bir gen... Canımı sıkıyor, ben, canımı sıkan ben olmak istemiyorum; etrafı takmayan, umursamayan, sıkıldığı zaman kabuğuna çekilen, canı istediğinde ya da yağmur yağdığında ortaya çıkan sümüklü böcekler gibi olmak istiyorum. Bir yerden bir yere ağır adımlarla, kendimden emin, hayatın ve zamanın koşturmacasını umursamadan, akışlarını aklımın ucuna getirmeden sadece kaymak ve arkamda izimi bırakmak istiyorum, usulca. Korkularım kabuğumdan içeri geçemeyecek ve sonsuz huzura kavuşacağım çalı diplerine ulaşacağım günü bekliyor olacağım işte o an, sürünürken, yavaş yavaş.

Etrafımdan gelen seslerin hepsi belli -kısa- bir süreden sonra başımı ağrıtıyor artık. Yinelemek istemediğim ama engel olamadığım için sürekli dilimde olan yorgunluğum en büyük düşmanım.

Ama deniz kenarında oturup, çok uzaklara gidecek bir gemiye yüklenenleri seyretmek, bir mürettebatın güvertesinin demirlerini tamir etmeye çalışırken çıkarttğı ancak kulağıma her vuruşundan neredeyse bir saniye geç gelen tıngırtıyı dinlemek, kaptanın mürettebatını uyarmak-haberdar etmek için ara ara çaldığı ve dağların tepesinden bile duyulan sirenini duymak, geminin önünde kocaman ve yer yer yazan küçük yazıları okumaya çalışıp hiçbir şey anlamayıp sadece yorum yapmak ve bütün bunlara tam önündeki kayalara çarpan, azmaya meyilli denizin o etrafından gelen seslerle ilgisi olmayan rahatlatıcı sesini duyarken tanık olmak gerçek mutluluğa ve sevdiklerine gerçekten sahip olduğuna seni biraz daha inandırıyor ve yorgunluğunu düşlerin süresince mucizevi bir şekilde köstekliyor, sonunda anlık unutabiliyorsun.

Aklından geçmiyor değil ama; tüm sevdiklerini azıcık seni özlemelerini istediğin için, o kocaman ve nereye gitiğini yazı karakterinden çıkarmaya çalıştığın bir yük gemisine binerek uzaklaşmak. İstesem de hem gönlüm elvermiyor hem de imkanlarım ve yerimden kalkıp, varlığımı belli ederek dolanmaya tekrar başlıyorum.

Hiç yorum yok: